Filmler ve gerçek hayattaki karşılıkları

Dünya üzerinde pek çok gerçek hayattan alıntı filmler çekilmiştir ya da bunun tam tersi bir yönde bir kitabın uyarlaması filmler yapılmıştır. Baz psikolojik bozukluğa sahip garip insanlar cinayet romanlarından etkilenip, seri katil olurken, bazı insanlar okudukları kitaplardan etkilenip senaryolar yazmıştır. Ancak hiç biri beni son yaşanan uçak kazası kadar ilgilendirmedi. Belki uçağa binmeyi sevmediğimden olacak (kendimin kontrol etmediği araçlara pek sıcak bakmam) uçak kazaları çok ilgimi çeker. Kurtulanının pek olmadığı uçak kazalarından sonuncusu Fransa’da yaşandı. Olayı televizyon ve gazetelerden takip edenler de bilirler suçlu olarak yardımcı pilot gösterildi ve bu kişinin psikolojik sorunları yüzünden koca uçağı düşürdüğü ve yüzlerce insanın ölmesine neden olduğu açıklandı.

Düşünün binlerce fit yükseklikte uçuyorsunuz, uçak düşmeye başlıyor ve sizin yapacak hiçbir şeyiniz yok. Umarım kimse böyle bir durumla karşılaşmaz ama hayat bu belli olmaz sonuçta herkes alnına yazılan kaderi yaşamak zorunda. Benim Antalya’da oturduğum yıllarda tanıdığım bir travesti arkadaşın uçak korkusu vardı mesela gideceği her yere toplu taşıma aracıyla gitmek yerine illa ki kendi kullandığı araba ile giderdi. Bir gün nedenini sorduğumda bana “ipler elimde olunca içim rahat ediyor” demişti.

İçinizde böyle düşünen başkaları da olabilir sonuçta her fikre saygı duymalıyız.  Benim asıl kafamı kurcalayan mesele ise son yaşanan uçak kazasının bire bir aynısının geçen yıl film olarak çekilmesi ve katilin sanki bu filmi izleyip planını öyle yapması. Çünkü film İspanya’da geçiyor ve düşen uçakta İspanya’dan havalanmış, Sanırım katil başta da belirttiğim gibi izlediği bir filmin etkisinde kalarak yola çıkmış. İspanyol yapımı filmde konu şu şekilde gelişiyor. Bir kabin asistanı hayatı boyunca kendisine zararı dokunmuş olan herkesi aynı uçakta topluyor ve daha sonra kendisini bir şekilde kokpite kilitliyor. Uçaktaki insanlar oraya bir intihar girişimi için toplandıklarını fark ettiklerinde ise yapılacak bir şey kalmamış oluyor çünkü kabin amiri çoktan uçağın burnunu yere doğrultmuş ve hızla irtifa kaybeden uçakta sadece dua edecek kadar vakitleri var. Filmin konusu ve Fransa uçağında yaşananlar herkeste aynı duyguları uyandırır mı bilemem? Ama bana sorarsanız yardımcı pilot intihar planını yapmadan önce bu filmi defalarca izlemiş olmalı.

Çabuk etki altında kalan bir toplum olarak, izlediğimiz ve okuduğumuz şeylere dikkat etmekte yarar var. Saygılarımla.

Nereden gördüm o zalimi

Yok bu sefer size şarkı türkü ya da film anlatmayacağım. Hayatınızın en heyecanlı bir anından ilk buluşmadan bahsedeceğim.

Eğlenceli geçmesini umduğumuz ama yere çakıldığımız ilk buluşmalar, bize tarifsiz sıkıntılar yaratırken, her şeyi elimize yüzümüze bulaştırmaktan geri kalmayız. Bir insanı birkaç dakika görüp işte aradığım tip diyebiliriz belki ama asla onunla baş başa birkaç saat geçirmeden karar vermeyelim. Sizin beyaz atlı prensinizin içinden bir ayı ya da bir tavşan çıkabilir.

Genellikle birbirinden hoşlananlar karşılıklı telefon numaralarını yazarlar rehberlerine ve sonra da biri çıkıp arasın beklenir, genelde erkek ilk arayan olur. Bizim geleneklerimiz bu şekilde çünkü oysa Avrupa ülkelerinde kimin önce aradığının bir önemi yoktur. Her neyse konumuza dönelim. Beğendiğiniz erkek sizi arayıp bir akşam yemeğine davet etti. İlk buluşmada karşı tarafla iyi anlaşmış, ortak zevkler bulmuş vaktin nasıl geçtiğini anlamamışsanız işler yolunda demektir. Bu kadar şeyi nerden biliyorum derseniz çevrem geniş, arkadaşlarım genelde neşelerini, dertlerini gelip bana anlatırlar bir yerde adım da sır küpüne çıktı. Bu yazdıklarımı da en son yeni bir ilişkiye başlayan Bursa travestilerinden Ayda’nın anlattıklarına istinaden yazıyorum. Bu aralar ben yeni bir ilişkiye hazır olmadığım için kendi deneyimlerimi olunca anlatırım. Dediğim ilk buluşma çok önemlidir ve birlikteliğin geri kalan kısmı her zaman bu ilk buluşmaya göre şekillenir. Peki ilk buluşmada sıkıntılar yaşanırsa; Gittiğiniz yerde karşı taraf garsonlara ve size kaba davranırsa, özensiz bir kıyafet ve saç sakalla buluşmaya gelmişse üstelik siz onun için saatlerce hazırlanmıştınız.

Bütün bunlar tamamsa ama adam tam bir görgüsüzce mesela sürekli son model arabasını, evini, yurt dışı seyahatlerini anlatmaya başlamışsa, bu da başa gelebiliyor çünkü Muğla travestilerinden Azra, böyle bir ayıdan yeni kurtuldu. Onun ilk buluşması da aynen bu anlattığım gibiydi ama o bizim ikna çabalarımıza kulaklarını tıkayarak, bu ilişkiyi yaşamakta ısrar etti. Sonra da nerden gördüm bu zalimi  türküsü eşliğinde aşk acısı yaşamaya başladı.

İşte sırf bu yüzden ilk buluşmada karşı tarafın size uygun olup olmadığına dikkat etmeniz yanlış kararlar vermemeniz gerekiyor. İlla biriyle çıkmak zorunda olmadığınız doğru insanın mutlaka bir gün karşınıza çıkacağını unutmayın. Hayatı mutlu yaşamak, hayvanat bahçelerinden uzak durmak, sizin elinizde. Sevgiyle kalın.

 

 

 

 Polen alerjisi

Yine yeşillendi ağaç dalları, başladı bitmek bilmeyen polen alerjisi diyerek şu anki durumumu özetleyebilirim. Mevsim geçişlerinin yaşandığı dönemlerde polene alerjisi olanların bilmesi gereken bazı kurallar vardır ben de yıllardır bu illetle münasebetim nedeniyle kuralların hepsini ezberledim. Benim gibi alerjisi olanların iyi bildiği tek şey baharın herkesi neşelendirdiği yer de bizleri hasta ettiğidir.

Sabahları polenlerin dolaşımının fazla olduğu saatlerdir ve ölümcül derecede acele bir işiniz yoksa sokağa çıkmanız tavsiye edilmez. Yani herkes baharın gelişini kutlarken siz evinizin bir köşesinde sessizce oturmak zorundasınız. Ayrıca her akşam yatmadan önce almanız gereken antihistaminik hap olmadan gün boyu dışarı çıkmanız doğru olmayacaktır. Ankara travestilerinden Sanat, dışarı çıkmak için öğleden sonrayı bekliyor ve bütün işlerini çarcabuk halledip, tekrar evine dönüyor.

Bu eziyet bununla kalsa iyide bir de eve döner dönmez saçlarınıza, kaşlarınıza ve bilumum tüylerinize yapışan polenlerden kurtulmak için duş almanız da şart. İlacınızı aldınız, eve girince duşunuzuda aldınız ama yine de burun akması göz sulanması şikayetleriniz devam ediyorsa eyvah ilaca bağışıklık kazandınız hemen kullandığınız ilacı değiştirip, yeni bir ilaçla yolunuza devam etmeniz gerekiyor.

Bilim adamlarının alerjinin nedenlerini bulması çok güzel fakat hala 21. Yüzyılda bir tedavi yöntemi bulunamaması biz alerjik bünyeye sahip insanları pek çok şeyden mahrum bırakıyor. Belki yurtdışında bir aşı bulunmuştur ama henüz ülkemize gelmediği belli, gelseydi bu alerjiden kurtulmak için mutlaka alırdım.

Benim gibi tanıdığım pek çok travesti arkadaşında polen ya da yiyecek alerjisi var, mesela geçenlerde çıktığı bir yemekte yediği tatlıdaki laktozdan zehirlenen İzmir travestilerinden Bade, arkadaşlarının yardımıyla hastane yetiştirildiğinde dilinin ve boğazının şişmesi sonucu çok zor nefes alabilecek bir haldeymiş, sanırım anafilaktif bir şoka giren arkadaşımızı doktorların müdahalesi kurtarmış. Alerjik reaksiyonlar basit gibi görünse de bazen nefes borusu ve yemek borusundaki tıkanmalar yüzünden ölüme sebebiyet verebiliyor.

Hayatını ağrı kesici haplarla yaşamak zorunda kalmak, baharın tadını doyasıya çıkaramamak, yeşil çimenlerin üzerinde piknik yapıp, uzanamamak oldukça zorken,çantanızda kağıt mendil rulosu ile dolaştığınız için adınızın selpak kıza çıkması inanın daha da zor.O yüzden alerji ile boğuşan herkese acil şifalar diliyorum. Umarım yaz bir an önce gelir ve bizlerde sağlıklı günlerimize kavuşuruz. Sağlıkla ve esenlikle kalın.

 

 

Son dakikada yerlere serilmek

551016d30f2ab8113c8a5ab9

Maç da son dakikalar gelmiş sen önde gidiyorsun aman tanrım açtı şom ağızlı spiker ağzını son dakika golü kalende patladı. Hem de kim attı senin Ülkende ekmek yemiş futbolcu, işte tüm hafta sonum bu maçın ızdırabı ile geçti. Tam doksan dakika bir sıfır önde gittiğimiz Hollanda maçının sevinciyle internette yazılar kaleme alıyor şiirler methiyeler diziyordum ki, spiker bir anda değil 6 dakika 16 dakika olsa alırız bu maçı diyiverdi. Sonuç tabi hüsran yedik doksan ikinci dakikada beraberlik golünü, ben artık yerimde durabilir miyim? Sinirden kapıları tırmalamaya başladım. Yanımda bulunan kader arkadaşlarımın hali benden de beter yalnız hele Adana travestilerinden Bade, ekrana kilitlenmiş baka kalmış, yerinden hiç oynamıyor. Bursa travestilerinden Ayça, konfeti patlatacaktı maç sonrası galibiyeti kutlamak için onda da ses yok. Bu golü sanki sadece ben fark etmişim ya da zaman durmuş.

Hayat sen ne çabuk harcadın bizi be, yuh olsun sana şu kadar cık mutluluğu çok gördün. Oldu mu şimdi, oysa dediğim gibi ben ne hayaller kurmuştum maç sonrası için İstanbul’un bütün caddelerini inletecek, havalı kornama sonuna kadar basacaktım. Hayallerimiz ve biz bir sonraki bahara kaldık. Zaten ne zaman bir şeyi çok istesem hep bir son dakika golü yemişimdir hayattan, melankolik diyorlar bana ya ne olsaydım bu kaderin karşısında, yok arkadaş ben bir daha maç izlemem.

Öbür kanalda ne güzel Survivor yarışması vardı. Aç insanların bir parça ekmek için kapışmasını izlemek daha çok zevk verirdi bana, stresimi atıp onların haline gülerken, kendime şükrederdim. Bak yine sinir küpüne döndüm. Millette benden pek farklı sayılmaz yani, sosyal medya yenilginin verdiği şoku atamayanlarla kaynıyor. Eski Türk filmi replikleri sayfalarda boy boy geziyor. Şimdi bir Orhan Gencebay şarkısı patlatılır hani. Olmadı Bülent Ersoy dinleriz. Ama benim tercihim batsın bu dünya, şu yeşil sahalar da içinde olsun. Özellikle o golü kalemize attıktan sonra topu karnına sokup, sevinç çığlıkları atan futbolcu, alacağın olsun senin. Son dakika da yenecek halt mıydı şimdi bu golü atmak. Eline ne geçti yetmiş milyonu kendine düşman etmekten başka, her neyse biz her zaman olduğu gibi önümüzdeki maçlara bakalım. Bu saçma yenilgiyi hafızamın en derin yerine gömüp, yeni günü selamlıyorum. Sevgiyle kalın.

Erkek arkadaşın hangi Ülkeden?

Kadınları anlamayan kaba saba, vurdumduymaz mı oluyor bu erkeklerin hepsi yoksa dünyanın bir yerlerinde yaşayan harika erkeklerde var mı? Eğer varsa ben ülkeye irtica etmek ve orada yaşamak istiyorum.

Sırf bu merakım yüzünden dünya erkekleri üzerine internette bir araştırma yaptım. Bakalım neler çıkmış.

Dünyanın en yakışıklı erkeleri olarak bilinen İtalyanlar, oldukça bakımlı ve romantiklermiş mesela ama iş sekse gelince genellikle sınıfta kalıyorlarmış. Üstelik bana soracak olursanız öyle çok bakımlı erkek hiç benim tarzım değil. O yüzden bakımlı ve kibar erkek arayan Bursa travestilerinden  Sanat’ı   İtalya’ya gönderme kararı alıp ben biraz daha  araştırayım dedim.

Fransız filmlerinde gördüğüm sarışın ve iyi öpüşmeleri ile bilinen Fransız erkekleri, partner olarak ideal gibi görünse de aslında sadece çok iyi bir sırdaş olabildiklerini öğrendim. Az konuşan sizi bolca dinleyen anlayışlı ve kibar erkekler Fransızlar ama galiba aradığım erkek profili bu da değil. Almanların çalışma ve yaşama hayatlarında çok disiplinli olduğu bilinir. Aslında yakışıklı da sayılırlar, beni iten tek şey ise çok ciddi olmaları, o kadar ciddiyet sıkıcı gelir bana, yok galiba ben bir Alman erkeği ile de yapamam. Kuzey ülkelerin erkekleri ise yaşadıkları şehirler kadar soğuk oluyorlarmış hatta bir o kadar da cimri bizim erkeklerimiz bir bayana hesap ödetmezken onlar yediğinizi, içtiğinizi size fatura ediyorlarmış Bu kadar kabalık olmaz artık.

Amerikan erkeleri ise bağlanmaktan korkan, şişman bağımsızlığına düşkün ve bir o kadar da kaba erkekler tabi Amerika’da yaşayan her erkeği Amerikan erkeği diye saymazsak. Biliyorsunuz Amerika içerisinde neredeyse her milletten insan yaşıyor ve hepsi kendini Amerikan vatandaşı diye lanse ediyor. Geçen yaz Bodrum travestilerinden Ayda, Amerika’nın New York şehrine seyahat etti. Orada en beğendiği erkeklerin hep İtalyan çıktığını söyleyip durdu. Kısacası Amerika’da ne çıkarsa bahtınıza.

Bir İspanyol erkeği ile karşılarsanız size şiir okumasından, romantik ve yakışıklı oluşundan hatta sıcakkanlı oluşundan bu kesin bir Akdeniz erkeği dersiniz. Aman dikkat anında sizi kendilerine aşık edebilirler. Ama işte bunlar da ayran gönüllü oluyorlar her çiçekten bal alama derdine düşüp sizi hemen bırakıyorlar. Dünyanın en ucuna Japonlara bakacak olursak çekik gözlü, ufak tefek sevimli erkekler olsalar da hiç benim tipim değiller. Zaten erkeğin hangi ülkeden olduğunun ne önemi var ki adam olsunlar yeter. Yoksa kendi ülkenizde de yakışıklısı, kibarı, kabası, centilmeni, İşe yarayanı yaramayanı sürüsüne bereket. Şansınız açık olsun iyisine denk gelin yeter. Saygılarımla.

Ağaçların kralı

zeytin_agaci

Ağaçlar kendilerine aralarından bir kral seçmeye karar verirler çünkü her kafadan farklı bir ses çıkaran ağaçların tek bir elden yönetilmesi gerekmektedir. Önce zeytin ağacına giderler ama zeytin ağacı bana verilen bu nimeti bırakıp, kral olamam cevabını verir, Asma ve incirden de olumsuz cevap alan ağaçlar kara çalıyı kendilerine kral seçerler çünkü kara çalının geride bırakabileceği hiçbir şeyi yoktur. İşte kral olmayı hak eden ve insanlara faydalı olmak adına krallığı ret eden ağaçtır zeytin.

Dünyaya gönderilmiş bütün kutsal kitaplarda geçen bir meyve vardır. Kutsallığın, barışın zaferin ve refahın sembolü olan zeytindir o meyve, arınmak ve yeniden doğmak kısaca insanlık denince de ilk akla zeytin gelir. Dünyada yeşeren ilk ağaçtır zeytin ağacı ve milyonlarca yıldır meyvesinden çıkanlarla bizlere sabun, ilaç, dertlere deva, yağıyla şifa olmuştur.

Türkiye’de birçok ili gezmiş olmama rağmen, beni en çok etkileyen, yaşlılığımı geçirmek istediğim şehir Balıkesir’dir. Özellikle Ayvalık zeytinlerinin o muhteşem görüntüsü beni öylesine cezbeder ki, burayı hiçbir yere değişmem. Balıkesir travestilerinden güzeller güzeli zeytin gözlü Aysıma’yı buraya her geldiğimde ziyaret ederim. Her seferinde ışıl ışıl parlayan gözleri sanki bu topraklardan fışkıran iri yeşil zeytinler gibi gülümser.

Zeytin ağacı ile ilgili pek çok efsane dilden dile dolaşmaktadır gerçeklik payı var mı yok mu bilmiyorum ama benim en çok beğendiğim hikayeyi sizlere anlatmak isterim; Yarattığı âdemoğlunun yeryüzüne kötülük tohumları saçtığını gören Tanrı, onu bir tufanla cezalandırmaya karar verir. Ve Hazret-i Nuh’a bir gemi yapmasını, bu gemiye her temiz hayvandan erkek ve dişi yedişer, her temiz olmayan hayvandan erkek ve dişi ikişer ve kuşlardan da erkek ve dişi yedişer tane almasını söyler. Ardından büyük tufan başlar, Hazret-i Nuh ve gemisindeki canlılar hariç, yeryüzü üzerinde yaşayan her şey silinir. Tufan durulduğu zaman Hazret-i Nuh, suların çekilip çekilmediğini anlamak için geminin penceresinden bir güvercini güneşin battığı yere doğru salar. Sular çekilmediği için güvercin gemiye döner. Hz. Nuh, yedi gün sonra güvercini tekrar salar. Güvercin bu sefer, ağzında yeni koparılmış zeytin yaprağıyla gelir. O zaman Nuh, suların yeryüzünden çekildiğini anlar. Ağzında zeytin yaprağı tutan güvercin, o günden bu güne, ümidin, bolluğun, esenliğin ve barışın simgesi olur. Tufanın yok edici gücüne karşı direnen zeytin ağacı ise ölümsüzlüğün.

Ölümsüzlüğün ilacını bulduğu söylenen lokman Hekim bana sorarsanız zeytini bulmuştur. Eğer o gün dereden geçerken bulduğu ölümsüzlük ilacını suya düşürmeseydi, zeytinin ölümsüzlük ilacı olduğu kanıtlanacaktı.” Kıyametin kopacağını bilsen de elindeki fidanı dik”  diye görevlendirilen insan nesli olarak ağaçların kıymetini bilelim. Onlar varsa biz varız, dünyada hayat var ve sonsuzluk bir ağacın gölgesinde uzanmakla başlar. Saygılarımla.

 

 

Eşyalara bağımlı hayatlar

cats

Çoğumuzun evinde yıllardır atamadığı bazı anlamlar yüklediği ve bu nedenle değerli saydığı eşyalar vardır. Mesela çocukluktan kalma bir oyuncak, zamanında kıyıp da kimseye veremediğimiz bu oyuncağın yanına geçen yıllar arasında çok fazla eşya gelip yerleşmişse işte burada bir sorun var demektir.  Bu aslında bizlere ailemizdeki bireylerden geçmiş olan bir obsesif bozukluktur ve ileri düzeyde ise mutlaka tedavi gerektirir.

Eşyalara değerler ve anlamlar yükleyerek aslında kendi hatıralarımıza haksızlık ederiz. Çünkü biz o eşyalar olmasa da güzel anılarımızı kafamızdan silip atmayız.

Çok tipik olarak biriktirme hastalığı görülenler, öncelikle biriktirme eğilimi olup, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde ayrılık, terk edilme, duygusuz, sevgisiz kalma nedeniyle sıkıntıları artan ve biriktirme sorunu oluşmaya başlayan bireylerdir. Zamanla, mutsuzlukları ve neşesizlikleri, biriktirme ve daha doğrusu önemli saydıkları eşyalara bağlanma ve sahiplenme duygularını besler. Bu durumda olanlar, zaman ilerledikçe, kendilerini daha yalnız hissedip ve kendi başına ‘’biriktirdikleri ve yaşamlarını doldurdukları’’ eşyalarla baş başa kalıp, arkadaşlarından bile uzaklaşabilirler.

Bodrum travestilerinden Ayda, annesinin ölmeden önce ona verdiği ve aman kızım buna gözün gibi bak dediği bir cep aynasını yıllarca çantasında taşıdıktan sonra bir gün yanlışlıkla bir arkadaş toplantısında kırı9lması üzerine adeta hayata küstü. Kendine sürekli olarak annesine ihanet ettiğini söyleyen Ayda, aslına annesinin bu değersiz aynayı niye sakladığını bile bilmiyordu. Hepimizin böyle değer bir eşyası olabilir ama asıl mesele eskiyen hiçbir eşyasını atamayan kaybetmekten korkan ve attığı eşyayı yerine koyamayacağını düşünen insanların biriktirme hastalığı, bu insanların evlerine girdiğinizde saklanan eşyalar yüzünden kendilerine yer kalmadığını hatta her temizliğin kalabalık eşyalar yüzünden sorun olduğunu görürsünüz.

Oysa bu hayatta saklanmaya değer tek şeyin hatıralarımız olduğu bilincine varıp, eskilerimizden kurtulmak ve kendimize temiz bir sayfa açmak zorundayız. Yıllar önce oturduğum Muğla’da tanıdığım Muğla travestilerinden Sanat, kullandığı yoğurtların kabını bile saklıyordu. Bunu neden yaptığını sorduğumda artan yemekleri koymak için bazen kap bulamadığını söyledi. Ona hemen çarşıya gitmemiz gerektiğini söyleyip dışarı çıkarttım birkaç saklama kabı ile eve döndükten sonra ise atma diye yalvaran gözlerine aldırmadan bütün o gereksiz kapları attım. Benden sonra hala o kapları biriktiriyor mu bilmiyorum ama umarım fazla eşyaları atmayı ve hayatta sadece kendine yer ayırmayı öğrenmiştir.

Bu hayatta değerli olan ve saklanması gereken tek şey kendimize duyduğumuz saygıdır. Kendine saygı duyan insanların ise hatırlamak için gereksiz objelere ihtiyacı yoktur. Sevgiyle kalın.

 

 

Pilinizin tükenmesi

5-4

Enerjiniz tükendi ve eliniz kolunuz kalkmıyor her zaman yapmaktan zevk aldığınız bir iş artık size angarya gibi geliyor. Sürekli bir depresyon hali yaşıyorsunuz. Korkmayın hasta değilsiniz sadece piliniz bitmiş.

Sürekli baş ağrıları yaşamaya başlayan ve artık pek çok şeyden zevk almadığını söyleyen Bodrum travestilerinden Ayda, önemli bir sağlık sorunu olduğunu düşünerek bir hastanede check-up yaptırdı fakat fiziksel hiçbir bulguya rastlanmadı. Bunun üzerine psikolojik destek almaya karar veren Ayda, yaşadığı şeyin tükenmişlik sendromu olduğunu orada anladı. Özellikle hizmet sektöründe çalışan yani insanlarla birebir diyalog kurmak zorunda olan kişilerde görülen bu rahatsızlık pek çok kişinin başına gelmesine ragmen tanı konulmadığı için basit bir depresyon sanılıyor. Oysa durum sanıldığından çok daha ciddi ve acil tedbir almanız gerekiyor.

Peki böyle bir rahatsızlıktan kurtulmak için neler yapmalıyız; Öncelikle çalışma şartlarımızı yani mesaimizi azaltalım, sık aralılarla işimize ara verip bir nefes alalım. Yemek ve uyku saatlerimizi düzene koyalım geç saatlere kadar çalışmak insan vücudundaki pek çok organın çalışma düzeninin aksamasına neden olur. Mutlaka her yıl tatil yapmaya özen gösterin. Yorgunluk ve halsizlik durumu devam ediyorsa Ülkemizde ünlü bir oyuncunun işi gücü bırakıp kaçması gibi sizde size yorgunluk veren işten vazgeçebilirsiniz. Tabi yaşamak için para kazanmak zorunda değilseniz. Ancak pek çoğumuz geçimini sağlamak için bir işte çalışmak zorundadır ve çogunlukla yapacağı işe kendine karar veremez. Hiç kimse tükenmişlik sendromuna karşı bir bağışık geliştirmemiştir. Yaptığı iş ne olursa olsun hangi pozisyonda çalışırsa çalışsın, herkes tükenmişlik sendromu için bir adaydır.

Maalesef insanlarla uğraşmak sanıldığı kadar kolay değildir. Gönüllü olarak bir yaşlı bakımevinde partime çalışan İstanbul travestilerinden Belin, yaptığı işi ve yaşlı insanları çok sevmesine ragmen kısa sürede tükenmişlik sendromu belirtileri göstermeye başladı. Gittiği psikolog işine ara vermesini söylediğinde başlarda biraz üzülse de bu haliyle kimseye yardımcı olamayacağını anladı ve hayır işlerine ara verip uzun bir tatile çıktı.

Tükenmişlik sendromu depresyondan daha ağır bir vakadır ve mutlaka yapılan işe ara verilmesini gerektirir. Piliniz bitmişse şarj olmadan yeniden çalışmanız imkansızdır. Kendinize eziyet etmeye devam etmek yerine bu hastalığı kabullenip tpkı Hürrem Sultan’ın yaptığı gibi uzun bir ara verin çünkü sağlığınız yaptığınız bütün işlerden daha önemlidir.  Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

 

 

Yalnızlığın şarkısı

ph3.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Uzun süren bir ilişkiden sonra gelen yalnızlık kadın için tam bir boşluğa düşme durumudur elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen çaresizlik hisseden kadınlar, çareyi günübirlik ilişkilerde ya da kalabalık arkadaş ortamlarında ararlar. Oysa bu yalnızlığın çaresi olmak yerine derin bir acıyı da yanında getirir. Gelen mutsuzluğun ayak sesidir. Yerçekimi kuvvetini bulan bilim adamı aşk için köprü gibidir bu köprüyü kurmak yerine etrafına duvar ören insanlar her zaman mutsuz olmaya odaklanırlar demiş. Ben de bu söze bayıldım doğrusu ve kendi hayatımda ne kadar çok duvar olduğunu bu sözden sonra fark ettim.

Ayrılığın acısı bazen kalp krizi geçirmek gibi tam da kalbinizin üzerine çöreklenir. Geçmeyen kronik bir rahatsızlığa döner. Ayrılık acısı yaşayanlar bu duyguları ‘İçimde bir acı var, tam göğsümün ortasında geçmiyor, bir an unutsam bile birden ortaya çıkıyor. Sanki hep orada kalacak ve hiç geçmeyecek’ diye anlatıyorlar. Belki bana fazla arabesk diyeceksiniz ama iş damardan ayrılık şarkıları dinlemeye kadar uzanıyor.  Sanırım sevgilisinden yeni ayrılan biri olarak bu tanımı kolaylıkla yapabilirim. Ama benimle birlikte yalnızlığımı paylaşan İstanbul travestilerinden Aysıma bu duygudan kurtulmam için elinden geleni yapıyor. Tabi yalnızlık paylaşılamayan bir duygu olduğu için ben yalnızlığımı tek başıma yaşayıp duruyorum.

Modern zamanlarda kadınların, travestilerin ve erkeklerin yalnız yaşamaya başlaması sanırım özgürlük ve özgüven duygusunun artmasından kaynaklanıyor. Kendi kendine yetebilen insanlar her şeyi süpermen gibi karşılayabileceklerini sanıyorlar oysa aşk tek kişilik bir oyun değildir. Mutlaka karşısında bir eş ister.  Günümüz insanı kendi maddi imkanları olan tek başına küçük dairelerde yaşayan, akşamları takıldığı kişilerle vedalaşıp ayrılan yaratıklar oldukları için aşkın ve ayrılığın önemini kavramakta zorluk çekiyorlar. Hatta ayrılık sonrası kendini fazla dağıtan tipler bile var aralarında aşk acısını yeni bir aşkla bastırabileceğini düşünen bu kişiler dediğim gibi günübirlik ilişkilerde çare arıyorlar.

Kadınlar ayrılık sonrası başka birinin kollarına erkekler kadar kolay atlamazken, bu durumu önemsemeyen erkekler yeni aşklara yelken açtıklarını sanıyorlar. Oysa bu sadece yeni bir mutsuz birlikteliğin başlangıcı oluyor.  Belki de yalnızlığın zor kısmını sadece kadınlar yaşıyor bilemiyorum ama bildiğim tek gerçek yalnızlığın insana özgü olmadığı umarım hiç kimse bu dünyada yalnızlıkla sınanmaz. Hepinize mutlu bir beraberlik dilerim.

 

Cilt lekelerine son

1411119335638

Hepimiz pürüzsüz bir cildin hayalini kurarız. Ayna karşısına geçtiğimizde yüzümüzde gördüğümüz lekeler ve delikler yüzünden kendimize güvenimiz uçar gider. Mesela ben ne zaman  yüzüme aynada yakından baksam gözaltı morluklarım ve torbalarım yüzünden üzüntü duyarım. Bir de bunları gençlik yıllarımdan kalan sivilce izlerim eklenince makyaj yapıp kapatmaktan başka şansım olmadığını düşünürüm.

Oysa lekelerden ve sizi rahatsız eden  şeylerden kurtulmak çok kolay. Cilt bakımının ilk şartı cildi temiz tutmakla başlıyor. Cildinize uygulayacağınız buhar banyosu ile ölü derilerden arınıp, toz bitkisel bir maske uygulayabilirsiniz. Cildine hayran olduğum travesti Ayda, her banyoda bu yöntemi uyguladığını söylediğinde bende denemeye başladım ve gerçekten de kısa sürede cildimde düzelmeler oldu.

Hazır maskeleri kullanmak istemeyenler ise maskelerini evlerinin mutfaklarında rahatlıkla yapabilirler. Örneğin ballı yöntemde; İki çay kaşığı bal, yarım çay bardağı yoğurt, bir çay kaşığı greyfurt suyunu karıştırın. Karışımı cildinize sürün. Maskeyi 15 dakika sonra yıkayın ve nemlendirici uygulayın.  Normal ve kuru ciltlerde cildin kısa sürede nasıl parlak bir hal aldığına inanmakta zorluk çekeceksiniz.

Büyük atalarımızın kullandığı maya yöntemi ise bilinen en eski cilt temizleme yöntemi, mayanın cilde yararları saymakla bitmiyor. Antik Mısır’da kadınlar ekmek mayasını güzelleşmek uğruna ciltlerine sürerdi. Belki de Kleopatra’nın güzelliği mayadan gelmektedir. Mayanın mikrop öldürücü özelliği de bulunmaktadır. Açık yaraların üzerine sürülen maya merhem olarak da kullanılabilir. Mayanın içinde bulunan CM Glukan maddesi hücre yenilenmesini sağlamaktadır. Aynı zamanda bağışıklık sistemini de güçlendiren bu madde cildinize esnek ve sıkı bir görüntü kazandıracaktır. Peki bu mayayı nasıl kullanırız diyenler için; ? Bir paket yaş mayayı birkaç damla süt ile karıştırın ve cildinize sürün. Kaskatı olunca yıkayın.  İşte bu kadar basit bir yolla harika bir cilde sahip olacaksınız.

Bir de tabi her derde deva karbonat var. Bir çay kaşığı maya, bir çay kaşığı karbonatı 10 damla su ile ıslatın. Bu malzemeyi yüzünüze sürün, 15 dakika sonra yıkayın. Maya gözeneklerinizi temizler, karbonat ise zaman içinde dert ettiğiniz lekelere veda etmenizi sağlar. Yağlı ciltlerden arınmak için ise; limon maskesi kullanmak gerekir. Limonun asit özelliği ciltteki fazla yağı emer ve daha kuru bir cilde sahip olabilirsiniz.  İki  limonun kabuğunu soyun. Suyun içine koyun ve yarım saat bekletin. Sonra robotta püre haline getirin. Temizlenmiş cildinize sürüp, 10 dakika sonra suyla yıkayın. Laf aramızda travesti Ayda’nın da güzellik srrı limonmuş. Çünkü onun da yağlı bir cildi var ve özel bakım gerektiriyor. Siz de öncelikle cilt testi yaptırıp cildinizin nem oranını öğrenin daha sonra da ona uygun maskeleri evde kendiniz yaparak hem tasarruf hem zamandan kazanın.