Neden  Farklı Renklerdeyiz?

Yaşadığımız dünyada gördüklerimiz bazen bizi oldukça şaşırtır. Örneğin dünya üzerinde ki her insan aynı renge sahip değildir.

İnsan cildinin (derisinin) belirli bir rengi almasındaki en önemli unsur, değişik ırklardan kişilerde melanin miktarındaki farklılıktır. Başka türlü söylemek gerekirse ,melanin miktarının farklılığı insanlarda derinin başka başka renklerde olması bakımından en önemli rolü oynar.

Melanin, normalde deride, saçlarda, göz zarlarında, beynin bazı bölgelerinde, melanik denen bazı urlarda bulunan ve tirozin’in yükselmesiyle oluşan koyu renkli biyolojik pigment olarak adlandırılır.

Tarihin ilk çağlarından beri sırf derisinin rengi bize benzemiyor diye savaştığımız bu insanlar sıcak iklimlerde yetiştikleri için  derilerinin rengi değişime uğramış siyah olmuş insanlardır.

Kuzey bölgelerinde yaşayan insanların sarışın,  güneyde yaşayanların esmer renge sahip olmasını  bu şekilde açıklayabiliriz. Bronzlaştırıcı kremlerinde içeriğinde asıl olan madde melanin maddesidir. Şimdi aklınıza peki ama güneşe maruz kalmadığı halde çilli olan insanları nasıl açıklarız sorusu takılmış olabilir. Bu insanların genetik özelliklerine bakıldığında soyunda çilli insanların bulunduğu,  genetik bir özellik olarak çilli doğdukları kanıtlanmıştır.

Çocukken çilli horoz, aman da çilli yavrum diye dalga geçtiğimiz insanlar aslında melanin maddesinin etkisine maruz kalımış sıradan bizler gibi insanlardır. Eski bir inanış çilli insanların ve solakların bu dünyaya ait olmadığını uzaydan geldiğini söylese de onlar da tıpkı bizim gibi normal dünya insanlarıdır.

Havuç, şeftali ve kayısı da melanin maddesinin yoğun olarak bulunduğu  meyvelerdir. Dikkat ederseniz güneş kremlerinin yapımında bu meyvelerden yararlanılmıştır. Sokakta gördüğümüz insanları ten rengine, cinsiyetine,cinsel eğilimine  göre ayırmak yapılacak en büyük hatadır. Doğada her şeyin bir açıklaması olduğu gibi cinsiyet eğiliminin de bir açıklaması vardır. Erkek olduğu halde kadın gibi davranan travestilerin genetik yapılarına bakıldığında onların da bazı maddelerden etkilenerek doğuştan bu şekilde olduklarını görürüz.  Her insanın genetik özelliği diğerlerinden farklıdır. Kalıtım yoluyla geçen bu özellikler kısa boylu, uzun boylu şişman, zayıf, sarışın ya da esmer olmamızı sağlar. Aslında insan olarak hepimizin aynı soydan geldiğini düşünecek olursak bu tip küçük farklılıkların  hayata renk kattığını kabul etmeliyiz.

Aynı ailede doğmuş olmasına rağmen bir kardeşin sarışın, diğerinin esmer olduğu sıkça karşılaşılan bir durumdur. Hatta geçenlerde okuduğum bir haberde zenci bir anne babanın beyaz çocukları olduğunu yazıyordu. Geriye dönük bir araştırma yapıldığında aile 300 yıl önce yaşamış beyaz bir büyükannenin varlığına rastlanmıştır. Kalıtsal özellikler hiçbir zaman kaybolmaz ve nesilden nesile değişime uğramadan aktarılırlar.

 

Çift Cinsiyetle Yaşamak

Çocukluğumdan beri kendimi etrafımdaki hemcinslerime benzetemiyordum. Onlar gibi konuşamıyor, kadınlara onlar gibi ilgi duymuyordum. Gençlik yaşlarımda erkek arkadaşlarım oldu onlardan etkileniyormuş gibi davranmama rağmen bendeki  garipliği anlayan  tuhaf bir biçimde benden uzaklaşıyordu. Ailem bu durumunun geçici ve psikolojik bir sorun olduğunu düşününce beni psikologlara götürmeye başladılar.

Hiç kimse bana ne istiyorsun? Demeden beni değiştirmeye çabalıyordu. Kendimi kimseye anlatamamanın ezikliği içerisinde 18 yaşımı doldurduğum gün baba evinden ayrıldım

Sokaklarda amaçsız bir şekilde dolaşırken trans arkadaşlar edindim. Beni evlerine kabul eden bu insanlara karşı garip bir yakınlık hissetmeye başladığımda hepsinin aslında benim hikayeme benzer hikayeleri olduğunu öğrendim.

İçlerinden bazıları geçimini sağlamak için travesti genelevlerinde çalışıyorlardı. İnanmayacaksanız ama bazılarını birkaç yabancı dil bilen iyi eğitim görmüş kişilerdi. Bulundukları durum yüzünden iş bulamayan bu kişiler arasında öğretmenler, mühendisler, finans uzmanları yer alıyordu. Hani kurs açsanız parayı vurursunuz.

Travesti arkadaşlarımın yanında kendim gibi davrandığım halde sokakta hala erkek kıyafetleriyle gezen, hangi cinsiyete ait olduğu belli olmayan bir tipte geziyordum. Tek istediğim üniversite öğrencisi olmak ve hukuk fakültesi okumaktı.  Avukat belki de savcı olacaktım. Ama bu ülkede hiçbir Baroda kendime yer bulamayacağımı biliyordum.

Hayallerim, ideallerim vardı, yapmak istediklerim bana sunulan hayatla bağdaşmıyordu. Ya kendim gibi davranıp, hayallerimden vazgeçecektim, ya da rol yaparak bir ömür geçirecektim.

Kendim olmayı bir kenara bıraktım çünkü önce hayallerimin peşinden gitmeliydim. Yanlarında beni barındıran travesti arkadaşlar sayesinde bu yıl Hukuk Fakültesine kaydımı yaptırdım. Önümde sadece 4 yıl bu yalan dünyaya katlanma zorunluluğu var sonrasında umarım kendim gibi yaşamak için bir fırsat elde edebilirim. Dünya çok acımasız olsa da yaşamak için nedenlerim her zaman olacak.