Romantik mi, Gerçekçi mi?

Romantik akım, tarihte Fransız Devrimi ile ortaya çıkmış edebi bir olgudur. Oysa gerçekçilik tarihin ilk dönemlerinden beri insanoğlunun hayata bakış açısını tanımlamaktadır. Şiirlerde, şarkılarda ve filmlerde beğenilen romantizm gerçek hayata bazen uymayabilir. Ütopyada yaşamayı tercih eden romantikler, iş gerçek hayata uygulamaya gelince tökezleyip, kalırlar.

Beraber film izlediğim bir travesti arkadaşım romantik partnerinden övgüyle bahsedince aklıma bir soru takıldı, her şeyi romantizmle anlatmak mümkün müydü? Hayatın acı gerçekleri sadece romantik davranarak savuşturabilir miydi? Aynı şekilde sadece gerçekçilik kavramı yeterli gelebilir mi sorusunu da sorabiliriz. Bunların topluca cevabı sanırım yerinde ve zamanında yapılacak davranışlar olarak cevaplandırılabilir.

İnsanoğlunun doğasında ara sıra da olsa gerçeklerden uzaklaşmak ve yalan da olsa güzel sözler duymak dürtüsü yatar romantizmi bu kadar değerli kılan da bu dürtüdür. Akşam eşinize alacağınız bir hediye ya da kuracağınız güzel bir sofra sizi biraz olsun gerçeklerden uzaklaştırıp, romantik bir akşam geçirmenizi sağlayabilir ya da doğru ve dürüst yollarla seçilmiş birkaç güzel kelime herkesin aklını başından alabilir.

Romantizm akımının doğduğu yıllarda yazılmış edebi eserler okuyucular tarafından çok beğenilse de, realizm ve klasizm halen geçerliliğini korumaktadır.

Realist bir insan romantik olamaz demiyoruz ama romantik bir insanın çok gerçekçi olup olmadığı tartışılır. İnsanların özgürlüğü arttıkça romantizm de kendi içinde yükselme göstermiştir. Çünkü özgür bireyler hayatın gerçeklerinden kaçıp, romantik eserler vermeye meyil göstermişlerdir.

İnsan öyle derlenip toparlanıp bir köşeye atılacak bir eşya değildir, duyguları vardır ve bazen duygularının ön plana çıkarılması ve ona dokunulmasını ister. İşte romantizm tam da bu isteği karşılamak insanı değerli kılmak için gelişmiştir. Romantikler duygulardan beslenirler ve onlara göre insanlar duygularında beslenir ve burada aklın yeri yoktur. Oysa gerçekciler için durum bunun tam tersidir her şeyi akıl yoluyla açıklamaya çalışan, akılcı cevaplar bulmaya çalışan realistler toplumda değer kazanmak için doğruları ön plana çıkarırlar.

Doğadan ve güzel olan her şeyden beslenen romantikler için yer ve zaman kavramı onlar tarafından belirlenen, onların duygularını yansıtan nesnel konulardır ve subjektif konularla çok da ilgilenmezler.

Siz yanınızda güçlü bir romantik mi, yoksa bir realist mi taşıyacağınıza kendiniz karar vermelisiniz. Travesti bir arkadaşımın dediği gibi hepsinden biraz olan bir eş bulmak en mantıklısı olacaktır. Hayatınıza nasıl bir yön vereceğiniz özgür bir ülkede tamamen size bağlıdır. İster sonuna kadar bir romantik ister bir realist olun unutmamamız gereken insan olduğumuz gerçeğidir ve insan olarak yaşadığımız her duygu bize aittir. Bizi biz yapan duygularımız ve kalbimizden gelen sestir. Kalbinizin peşinden gidin ve yönünüzü kendiniz belirleyin. Sağlıkla kalın.

 

 

Ayrılmaz ikililer

Kagıt olmasaydı kalemin icadının bir anlamı da kalmazdı.

Hayatta birbirinden ayrı düşünemeyeceğimiz pek çok şey vardır. Leyla’yı Mecnun’suz düşünmek ne kadar anlamsız da bazı şeyler kendini tamamlayanlar olmadıkça hiçbir anlam ifade etmez bizlere,  simidi çaysız, ekmeği katıksız düşünmek gibi bir şey seveni sevdiğinden ayıramazsınız.

Sinemada da böyle ayrılmaz ikililer oldukça fazladır. Sessiz sinema dönemini hatırlayanlar Lorel ve Hardy’i hiç tek başına izlememiştir.

Güneye yaptığım bir gezi sırasında tanıdığım iki travesti arkadaş doğdukları günden beri hiç ayrılmadıklarını söylediklerinde çok şaşırmıştım. Komşu iki ailenin çocukları olan bu kişiler aynı mahallede büyümüşler ve ilk sırlarını birbirlerine vermişler. Bulundukları durum da ortak olunca birlikte yaşamaya karar verip, hiç ayrılmamışlar.

Benim de ayrılamadığım bir ikilim var mesela, cep telefonum telefonumu almadan asla bir yere gitmem. Bazı şeyler vardır yan yana geldiklerinde ne kadar harika durduklarına şaşarsın. Kuru fasulyeyi pilavdan,  döner ekmeği ayrandan ayıramazsın.

Şairin tutkusu olan şiiri ondan ayrı düşünemezsin. Müziğe aşık olanı şarkıdan ayıramayacağın gibi, patatese sormuşlar seni ne tamamlar diye ketçap ve mayonez demiş. Ayrılmaz ikili olmak zordur bir yandan da her şeyine katlanmak gerektirir.  Hayatta bunun gibi biri olmadan diğerinin değerinin anlaşılamadığı pek çok ikiliye rastlarsınız.

Çizgi film izlemeyi çok seven bir travesti Tom ve Jerry’nin ayrılmaz ikili olduklarını söyledi ben de ona katılıyorum . İnsanın ayrılmaz parçasının yaşadığı dünya olduğunu düşünenlerin sayısı da oldukça fazladır. Çünkü henüz insanın yaşayabileceği başka bir gezegen keşfedilmemiştir.

Benim için ise doğa yanı tabiat ayrılamayacağım beni ben yapan yerdir. Asla yeşili göremediğim bir evde oturmak istemem. Kapımı her açtığımda içeriye mis gibi dolan ıhlamur ağacından vazgeçemem. Beni ben olduğum için seven eşimden vazgeçemem.

Sosyal medya da okuduğum pek çok konuyu derinlemesine düşündüğümde insanların bağlanma ve birlikte yaşama ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Demek ki insan etrafında başka insanlar olmadan da yapamıyor. İnsanın ayrılmazı yine bir insan oluyor. Etrafımızda bulunan insanlara aynı zaman da ihtiyacımızın da olduğunu unutmadan yaşayabilsek belki de dünyada savaşların önüne geçebiliriz.

Bir travesti arkadaşımın da dediği gibi madem hepimiz aynı anne babadan geliyoruz o zaman neden bu kin, nefret  bu dünyaya da içinde yaşayan insanlara da sadece insan olmak için ihtiyacımız olduğunu unutmayalım. Bizi biz yapan her şeye dört elle sarılmak ve ayrılmaz ikililerimizi  var olduğumuz sürece yanımızda tutmak bizim elimizde ve şimdi tam zamanı kalbi vicdanla birleştirip ayrılmaz ikili yapmanın. Hadi kolay gelsin.

 

 

 

 

Herkes aynı mı üşür bu hayatta?

İnsanlar evlerde yaşamak zorunda mıdır? Sokaklar sadece hayvanlara mahsus mudur? Bilim adamlarının yıllardır çözemediği, üzerinde bir türlü anlaşamadığı binlerce konu vardır. Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan gibi, Bilim adamlarının aralarında anlaşamadığı çözümü bulunamayan konular uzayıp giderken, günlük hayatta da ikilemde kaldığımız pek çok konu kafa karıştırmaya devam ediyor, gelecekte de devam edecek.

Çok yaşayan mı bilir, çok gezen mi sorusuna kimileri çok gezen cevabını verirken ben olaya yeni bir boyut katıp, çok okuyan daha çok bilir diyorum. Okumak önemlidir peki okuma-yazma öğrenme şansı bile yakalayamayan köprü altı çocukları onlar nasıl öğrenecekler hayatı.

Arip ama gerçek; Yağmur altında yürüyen iki arkadaştan koşanla normal tempoda yürüyen arasında ıslaklık olarak fark olması gerekirken yapılan deneyler ikisinin de aynı derecede ıslandığını ortaya koymuştur.

Eski bir hikayede geçtiği gibi ben rahmeti çiğnememek için kaçıyorum demenin de bir anlamı kalmıyor. Yağmur yağarken sıcacık evimizde pencere kenarında oturup, seyrediyorsak bu güzelliğe doyum olmaz yok sokakta sırılsıklam olmuşsak kaçmaktan başka çare de bulamayız. Yağmur yağar, arap kızı camdan bakar, diyen tekerleme bile ağlamaz mı sokak çocuklarına bu buz gibi havada, ne kaçacak bir yer vardır ne de sığınacak bir delik sokakta yaşayan binlerce garibana.

Kuru havadan geçerken buluştuğu nem sonrası su damlacıkları olarak yere düşerkenyağmur, daha soğuk bir hava ile karşılaşırsa kara dönüşür ya da dolu olur üstümüze taş gibi yağar. Kışın geldiği şu günlerde beyaz gelinliğine sarılan dağlar gelinlik kız gibi gülümserken bize, ne yağmurun güzelliğinden ne karın bıraktığı ayak izimden vazgeçemeyeceğimi düşünürüm.

İkisinin de ayrı bir güzelliği, ayrı bir havası var, Fakat sokakta yaşamak zorunda kalan evsizler aklıma gelince istemem ne yağmur ne kar hep sıcak iklimlerde yaşayalım her zaman yaz mevsimi olsun isterim. Her mevsimim kendince güzelliği arasında üşümek de sevmek kadar zor gelir üstünde paltosu olmayanlara, bir ev anahtarı bile olmayan üstüne örtecek bir çaput bulamayan köprü altı çocuklarının hikayesini bilir misiniz? Çoğunun ailesi yoktur bu çocukların, yakınları sahip çıkmaz, yaz kış buldukları işlerde çalışıp, ancak karınlarını doyurabilen bu yavrucakların acıklı hikayesini filmlerde muhakkak görmüşsünüzdür. Ağlamaktan şişen gözlerle izlemekle yetindiğimiz bu çocuklar bizim çocuklarımızdır.

Bazen istemediği halde hamile kalan kadınlar doktorun yolunu tutarken, bazen çok istediği halde çocuk sahibi olammyan kadınlar gelir aklıma, adaletin bu mu dünya diye haykırmak geçer aklımdan, herkese eşit dağıtsa ne güzel olur du yaradan.

Trans bireylerde evlilik yapıp çocuk sahibi olmak için çok uğraşıyorlar fakat yasalar buna izin vermiyor maalesef, bir grup travesti İstanbukl’un kanayan yarsına parmak basmak ve bir çocuğun sorumluluğunu almak için düştük yollara çıktık köprü altlarına ve sonunda biz de kendimize yasal olmasa da bakacak, yetiştireck çocuklar bulduk. Şimdi onların annesi olmak adına sevgi ve ilgimizi eksik etmiyoruz. Sadece maddiyat değil manevi duygularla bakıyoruz kimsesiz çocuklara hem onlar hem biz mutluyuz bu soğuk kış gününde kapımızı sonuna kadar açıyoruz aç, susuz, kimsesiz gariban çocuklara, bilim adamları hala çare araya dursun biz kendi çaremizi bulmuştuk sonunda. Hoşcakalın.

Kommagene Krallığı

Adıyaman ilinin Kafta ilçesinde dünyanın en büyük krallığı olan Kommagene krallığı hüküm sürmüştür. Tarih kitaplarında, belgesellerde sıkça gördüğüm dev heykeller işte bu krallığın eseridir ve Türkiye topraklarında bizim gidip görmemizi bekliyor.  Nemrut Dağında bulunan bu heykelleri görmek benim de en büyük hayalimdi ve bu haylimi gerçekleştirmek için birkaç yola çıktık.

Nemrut’un o muhteşem hikayesini beraber dinlediğim arkadaşlarımdan bir tanesi, trans bir bireydi ve yol boyunca maalesef bizi izleyen gözlerin odağında  ilerledik. Yaşamaya gittiğimiz efsanenin büyüklüğü duyduğumuz travesti, gay laflarını gölgede bırakmaya yetiyordu. Yediğimiz içtiğimiz bize kalsın, sizlere efsaneyi ve Nemrut dağını anlatmak isterim;

Kommagene Krallığı, Güneydoğu Anadolu’da Güneydoğu Toroslar’la Fırat Nehri arasında kalan, batıdan Kilikia, kuzeyden Kappodokia ile sınırlı bir bölgede kurulmuştur. Bu alan günümüzde Adıyaman, Gaziantep, Kahramanmaraş illerini kapsamaktadır. Asur ve Hitit egemenliklerini yaşayan Krallığın Asur kaynaklarında, Geç Hitit Dönemi’nde “Kummuh” olarak adı geçmektedir. Büyük İskender’den sonra Selefkiler’in egemenliğinde kalmıştır. M.Ö. 162 yılında Mithridathes Kalinikos tarafından bağımsız bir devlet olarak kurulmuştur. Mithridathes, ataları olan Persleri, Makedonları ve bölgedeki diğer toplulukları bir araya getirerek kurduğu bu güçlü devlete Grekçe “Genler Topluluğu” anlamına gelen Kommagene adını vermiştir. Krallığın ilk merkezi Arsameia olup, başkenti Samosata (Samsat)’tır.

Mithridathes’ten sonra başa gelen Kral I. Antiochos Dönemi’nde Kommagene Krallığı en görkemli devrini yaşamıştır (M.Ö. 69-36). Nemrut Dağı’nın 2150 m.’lik doruğuna, gizemini hala koruyan tümülüsü yaptırmıştır. Bu dönemden günümüze gelebilen eserlerin büyük bir bölümü, I. Antiochos dönemine aittir. III. Antiochos’un ölümünden sonra, Tiberius zamanında bölge Romalıların eline geçerek Roma eyaleti haline getirilir (M.Ö. 17). Daha sonra kral olan Antiochos IV. Epiphanes’e, Roma İmparatoru Caligula Kommagene’yi geri verir (M.S. 38). Antiochos IV’ün ölümünden sonra, Vespasianus dönemi’nde (M.S. 72) Kommagne Krallığı yeniden Roma İmparatorluğu’na bağlanır ve Suriye eyaletinin bir parçası olur.

  1. Antiochos’un kendisi için yaptırdığı tümülüs, Nemrut Dağı’nın tepesinde 2150 m. yükseklikte, 150 m. çapında ve 50 m. yüksekliğindedir. Doğudan, batıdan ve kuzeyden üç terasla çevrilmiştir.

Tepenin ortasındaki mezar odasını örtmek için, 30 bin metreküp hacmindeki taş parçaları kullanılmıştır. Yazıtlara göre Kommagene Kralı I. Antiochos Kutsal Tepe’de gömülmeyi emretmiştir. Yapılan araştırmalarla, tümülüsün kayalık bir tepe üzerine yığılmış olduğu ve I. Antiochos’un mezarının ana kayaya oyulmuş bir odada korunduğu varsayılmaktadır. Tümülüsün içindeki kral mezarının yerini saptamak için, sismik ve impuls radar metodlarıyla ölçümler yapılmış ve jeofizik açıdan değerlendirilmiştir. Araştırmalar sonucu, tümülüsün altındaki ana kaya çekirdeğinde boşluk olarak yorumlanabilecek birçok jeolojik anomalinin olduğu saptanmıştır. Bu yüzden bu boşlukların bir mezar odasına mı, doğal bir yapıya mı ait olduğu henüz kesin olarak bilinmemektedir.

Doğu terasta, yer alan kolosal heykeller 8-10 m. yüksekliktedir. Tanrılar sırasının önünde bir sunak yer almaktadır. Batı terasının simetriği olarak yapılmış heykeller ve taş üzerine yapılmış kabartma dizileri günümüze oldukça tahrip olarak gelmiştir. Yazıtlarda, doğu terasta tahtta oturan büyük heykellerin sıralanış şekli şöyle belirtilmektedir.

Tanrılar tahtında; Antiochos, Bereket ilahesi Kommagene (Fortuna Thyce), Grek-Pers Tanrılar katının yöneticisi ve hükümdarı Zeus-Oromasdes, Apollon-Mitras, Herakles Artagnes yer almaktadır. Tanrıların iki yanında koruyucu olarak kartal ve aslan heykelleri bulunmaktadır ve Tanrılar dizisi Pers atalarının kaideleri ile son bulmaktadır.

Tanrılar tahtının, tümülüse bakan arka yüzlerinde, ülkenin emir ve yasalarını ayrıca, Kral I. Antiochos’un doğum gününü ve tapınma işleminin ayrıntılarını belirten Grekçe yazıtlar yer almaktadır.

Batı terastaki kolosal heykeller, doğu terastaki gibi sıralanmışlardır. Ancak, doğudaki sunak yerine, topografik durumun farklı olması dolayısıyla, ataların yazıtlarını ve kabartmalarını taşıyan orthostatlar (dikili taşlar) yapılmıştır. Kralın, Persli atalarının kabartmalarını taşıyan taş levhalar, batı terasın güney sırasında, Makedonyalı atalarına ait olan taş levhalar ise Tanrılar tahtının karşısında yer almaktadır. Batı terastaki tanrılar tahtının yanında, Kommagene krallarını değişik ilahlarla tokalaşırken tasvir eden kabartmalar yer almaktadır. Kabartmalar; Antiochos ve Kommagene (Fortuna), Antiochos ve Apollon-Mitras, Antiochos ve Zeus-Oromasdes, Antiochos ve Herakles-Artagnes olarak yer almaktadır.

Batı terastaki diğer bir değişiklik ise aslan kabartmalı taş levhadır. Dünyada bilinen en eski Horoskop olarak tanımlanan taş levha 175 cm. boyunda, 240 cm. eninde olup, üstünde, sağa doğru dönerek yürüyen bir aslan figürü betimlenmektedir. Boynunda bir hilal olan aslanın gövdesi sekiz ışınla karakterize edilmiş, 19 yıldızla bezenmiştir. Aslanın sırtında ise onaltı ışınlı üç tane büyük yıldız yer almaktadır. Yanlarındaki yazıyla, Mars, Jüpiter ve Merkür olarak belirtilmişlerdir. Horoskopla ilgili yapılan değişik yorumlara göre; Kral Antiochos’un doğum horoskopunu gösterir şekilde ifade edilmiştir. Prof. Otto Neugebaur’a göre, Roma Generali Pompeins tarafından I. Antiochos’un tahta çıkış tarihi olan, M.Ö. 62 ya da 61 yılının 7 Temmuz’u olarak yorumlanmıştır. Bu tarihte Jüpiter, Merkür ve Mars aynı hizaya gelmektedir. Prof. K. Dörner’e göre ise Nemrud Dağı’ndaki anıtın kuruluş horoskopudur. Kral Antiochos ile ilgisi olduğu düşünülen aslan Horoskopu’nun Kommageneliler için çok kutsal sayıldığı, bir dini kitabe olarak korunduğu bilinmektedir.

Dünyanın en güzel gün doğumu ve gün batımını seyredebileceğiniz bu muhteşem yer hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız mutlaka buraya gelmelisiniz. Bizim birkaç gün süren bu seyahatimiz kardeşlik krallığı Kommagene’i yakından tanımamıza vesile oldu. Ülkemizde daha çok görülecek yer var diyerek rotamızı Halfeti ve Balıklı Göl’e çevirdik, Güney doğu Anadolu Bölgesinin tüm güzelliklerini keşfetmeden tatili noktalamay hiç niyetimiz yok. Umarım sizler de bu güzel yerleri bizim gibi gezme imkanına sahip olursunuz. Hoşcakalın.

 

Değerli taşlar ve hastalıklar

Yüzyıllardır dünya üzerinde bulunan insanlar hayatlarının devamı için bulabildikleri her şeyden medet ummuşlardır.  Yeryüzünde bulunan doğal taşları insanları hastalıklardan koruduğu kanıtlanmıştır.

Doğal taşlar milyonlarca süren bir zaman diliminde meydana gelirler. Oluşumları süresinde birçok doğal enerji üzerlerine alırlar. Taşların üzerinde birikmiş olan bu enerjiler taşları kendi enerji alanına alan insanlar üzerinde önemli pozitif etkiler oluşturur. Taşların yaptığı bu olumlu etkiler bilimsel olarak tam ispatlanamamıştır. Taşlardan bazılarını sizler için açıklamak isterim;

Yakutun kalp ve beyni kuvvetlendirdiğine. sinirleri yatıştırdığına Turmalin‘in kişiyi yaralanmaktan koruduğuna, elmasın insana güzel konuşma yeteneği kazandırdığına inanılırdı. Oysa bu taşların kristal yapıları  kadar çarpıcı renkleri de sihrin değil basit doğa olaylarının sonucudur. Bu değerli taşların üzerindeki menekşe ve erguvani renklerden demir mangan ve titan elementleri sorumludur. Çevredeki radyoaktif kitle veya minerallerden radyasyon yayılıyorsa, bu renkler daha da çarpıcı bir parlaklık kazanır. Mavi renkli safire demir ve titan metalleri renk verirken, gül renkli kuvars‘ta renk maddesi olarak sadece mangan görev yapmaktadır. Kırmızı yakut, rengini kromdan almaktadır. Yeşil renk kromun farklı iyonlaşma göstermesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Renk veren bu metalleri içermeyen elmas ve neceftaşı ise saydam kristaller halindedir.

Eski çağlarda insanlar bu taşları kutsal bir tanrı veya hayvan şekline benzeterek onları büyülü kabul ederlerdi. Daha sonra gökkuşağındaki yedi rengin kristal yapıdaki bu taşlarda görülmesiyle, gezegenler ve taşlar arasında sihirli bir ilişki olduğu iddia edildi. Örneğin kırmızı rengin Marsla, yeşil rengin Merkür’le ilişkili olduğu ileri sürüldü. “Hindu ‘felsefesine göre yeryüzüne bu gezegenlerden gelen kozmik parıltılar, tüm insanların varlığına ve yaşantısına etki etmektedir. Oysa kristal yapıda bu yedi rengin parıldaması “prizmadan geçen güneş ışınlarının tayflara ayrılması” şeklinde açıklanabilecek basit bir fizik olayıdır.

Tesbih yapımında kullanılan Akik taşı.dolaşım sistemi, cinsel organlardaki her türlü rahatsızlıklar, sinir sistemi rahatsızlıklarına karşı kullanılır. Hamilelikte bebeği koruması için devamlı taşınmalıdır, hasta ve yorgun gözlere göz kapaklarının üzerine konularak gözler dinlendirilir.

Akuamarin taşı, Tiroit, hormon dengesini sağlar, dolaşım bozukluklarından oluşan her türlü rahatsızlıklara, astım, bronşit, grip, boğaz ağrısı, damar tıkanıklığı, yaşlılarda unutkanlık problemlerinde etkilidir.

Yatırım aracı olarak edindiğim altın ise; Romatizmaya (artrit ve artroz) karşı yararlıdır, hormon düzenini dengeler, yemek düzenini dengeler.

Turkuaz ‘n kola ve parmağa takıldıktan sonra zamanla renk değiştirmesi, bu taş üzerinde peygamber kudreti olduğu şeklinde inanışlara yol açmıştır. Oysa bu taş çok gözenekli bir yapıya sahiptir. Ciltte biraz yağ ve asit olduğu zaman, bu maddeler taşın gözeneklerinden içeriye girerek, onun kimyasal yapısını değiştirir. Bunun sonucu taşın yeşil rengi maviye dönüşür. Bu yüzden eller sabunla yıkanmadan önce turkuaz yüzükler parmaktan çıkarılmalıdır.

Kadınların süs eşyası olarak kullandığı taşları evimizin bir köşesinde bulundurarak da fayda sağlayabiliriz. Hafta sonları dolaşmaktan zevk aldığım birkaç kuyum dükkanında bu taşları inceleme fırsatı buldum ve bazı hastalıklarım için birkaç tane aldım. Aldığım taşlardan bir tanesi malahit taşı, Bel fıtığı, romatizma eklem iltihapları, astıma karşı etkilidir, dolaşım sistemini dengeler, tansiyonu düşürür, sakinleştirici etkiye sahiptir bundan dolayı rahat bir uyku sağlar.  Yüzünde oluşan akne ve sivilcelerden rahatsız olan travesti bir arkadaşım için ise,  Kehribar taşı aldım.  Kadının var olduğu günden beri güzellik anlayışı vardır ve her kadın güzel görünmenin kendince yollarını bulmuştur. Biz de bir grup travesti arkadaşla birlikte doğal taşların gizemini çözmek ve daha güzel görünmek için kolları sıvadık yakında daha yeni bilgilerle karşınızda olmak dileğiyle hoşçakalın.

 

 

 

Translar için derleme haberler

Dünya üzerinde yaşanmış gerçek haberlerden yola çıkarak siz değerli okuyucularıma trans bireyler hakkında medyada yer alan güzel haberleri derlemeye çalıştım. İlk haber Güney Amerika’dan;

Müslüman bir akademisyen Güney Afrika’da eşcinsellerin de ibadet edebileceği bir cami açtı.

Açık Cami projesini başlatan Oxford Müslüman Eğitim Merkezi Profesörü Taj Hargey,

‘Camiyi açık fikirli insanlar için açıyoruz bağnazlar için değil. Caminin açılmasıyla radikal islamın tırmanışının da önüne geçilecek. Dini bir devrimin yaşanmasının zamanı geldi’ dedi.

Hargey ‘Açık Cami’nin tüm dinlere, tüm cinsel kimliklere ve cinsiyetlere açık bir cami olacağını söyledi. Ayrıca kadınların erkeklerle aynı yerde ibadet edebileceğini ve hatta kadınların ibadeti yönetebileceğini ifade etti. Kadınların sokağın arkasında, odanın dibinde gözden ırak olarak ibadet ettiği mevcut İslam pratiğine karşı olduğunu sözlerine ekledi.

Profesör Hargey İslamiyette kadınların görmezden gelinmesinin Hz. Muhammed’den sonra ortaya çıkan bir durum olduğunu söyledi. Nihai amacının ise Hz. Muhammed zamanındaki engellerin olmadığı ‘orjinal cami’ fikrini hayata geçirmek olduğunu belirtti.

Haberlere İsveç’ten devam etmek isterim;Afrikalı eşcinsel İmam Ludoviç Muhammed Zahid, İranlı lezbiyen çifte nikah kıydı.İsveç’in başkenti Stockholm’de, İranlı lezbiyen bir çift 9 yıllık birliktelikten sonra imam nikahıyla evlendi. Çiftin nikâhını da Güney Afrika’da yaşayan eşcinsel İmam Ludoviç Muhammed Zahid kıydı.

Sanal ortamda bir arkadaşlık sitesinde  tanışan Sahar Mosleh ve Meryem Iranfar, Stockholm’ün Eşcinsel Gurur Haftası kutlamaları sırasında gerçekleşen nikâh töreninde evlendi. Bir tür kemik hastalığından rahatsız olan Sahar Mosleh düğüne tekerlekli sandalyesinde katılırken, Meryem Iranfar’ın da hamile olduğu öğrenildi.

Son haber Amerika’dan olsun istedim işte sizlere Amerika’nın eşcinseller hakkındaki görüşü;

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice, eş cinselleri, küresel ayrımcılık, taciz ve hatta ölümden korumanın, ülkesinin karşısındaki en zorlu uluslararası insan hakları meselesi olduğunu söyledi.

Rice, Beyaz Saray Eş cinsel Hakları Destekçileri Forumu’nda, dini özgürlük, insan hakları ve AIDS’e yönelik sağlık hizmetlerini destekleyenlere, eş cinsel topluluğa karşı küresel ayrımcılığı sona erdirmek için birleşik bir cephe oluşturmaları çağrısında bulundu.

Bu konuda dünyada kalıcı bir değişimi başarmak için herkesin canla başla çalışması gerektiğini ifade eden Rice, eş cinsel haklarının gerçekten insan hakkı olduğu mesajını güçlendirecek daha fazla sesle ön yargıları aşabileceklerini belirtti.

Susan Rice, bazı ülkelerde eş cinsel haklarını kısıtlamanın büyük halk desteği gördüğüne, bu nedenle konuya ilişkin çalışmanın zor olacağına dikkati çekerek, kültürel farklılıkların, insan hakları ihlallerini haklı çıkaramayacağını söyledi. Rice, “Hükümetler, tüm vatandaşlarının haklarını korumakla sorumludur” dedi.

Rice, ABD hükümetinin, tüm dünyada insan hakları adına konuşmaya ve engelleri aşmaya devam edeceğini dile getirerek, “Bunu yapıyoruz çünkü bu, hem manevi yükümlülüğümüz hem de menfaatimiz. İnsan haklarını koruyan ülkeler ABD için daha istikrarlı, huzurlu ve müreffeh ortaklardır” yorumunu yaptı.

Dünyanın pek çok yerinde translar için güzel şeyler yapıldığını herkesin bu konuya aynı katılıkla bakmadığını göstermek istedim. Haberlerin bu kadarla sınırlı olmadığını gelecek yazılarımda yer vereceğim daha pek çok güzel haber olduğunu bilmenizi isterim. Sağlıcakla kalın.

 

 

 

Etkileyici tanıtım yazıları ve CEO çalışmaları

Günümüzde firmaların global dünyaya ayak uydurması ve pazarlarını genişletmeleri için reklama her zamankinden daha çok ihtiyaçları vardır.

Pek çok firma en iyi reklamın internet olduğunu fark edince internetten tanınmış sitelere reklam yazısı göndererek firmalarını tanıtma yoluna gidiyor. Pek çok sitede rastladığımız kısa tanıtım yazıları içerisinde gördüğümüz linkler tıklandığında bizi reklam veren siteye yönlendirirler.

Tanıtım yazıları yazarken, dikkat edilmesi gereken şey çok basit aslında. Yaptığınız işi anlatmanız yeterli, bu anlatım kısada olabilir, uzun da tamamen size kalmış bir şey tabi anlatımı yaparken dikkat edilmesi gereken bir şeyde okuyan insanın anlamasıdır bu yüzden herkesin anlayacağı bir yazım kabiliyetinizin olması gerekir. Edebi eser verir gibi yazılan yazılar yerine daha akıcı bir Türkçeyle, anlaşılır ve sade yazılar tercih edilmelidir.

Gelişi güzel, boş bir şekilde herkes bir şeyler anlatıp, basit cümleler kurabilir örnek olarak facebook ve twitter’a bakabilirsiniz. Sosyal Ağlarda iki  kelime Yazan Herkes kendini yazar zanneder. Oysa yazmak sanıldığı kadar kolay bir iş değildir.

Yazı yazarsınız, etrafınızdaki insanlara gösterirsiniz “Süper Olmuş” derler, kötü olduğunu ya da hata olduğunu insanlardan duyamazsınız. Bu yüzden öncelikli olarak kendiniz beğenmelisiniz, yazar arkadaşınız varsa, yazmış olduğunuz yazıyı ona da gösterip öneri ve eleştiriye açık olduğunuzu belirtip yardım isteyebilirsiniz. Eleştirler açık olan bir yazar kendini geliştirmek konusunda daha başarılı olur.

Bu işi ücretli olarak yapanlar var, ücretli tanıtım yazısı yazdırmak istemeyip kendinizde yazmak isteyebilirsiniz ama zor olduğunu da bilin (Altı üstü iki kelime diyebilirsiniz ama yazmak, okumaya benzemiyor)… Tanıtım yazısında uzun cümleler kurarak okuyucuyu bunaltmak yerine doğrudan hedefe yönelik kısa sloganlar kullanmalısınız. Ayrıca yazının paylaşıldığı site firmanızla alakalı bir site değilse google tarafından sevilmez.Noktalama işaretlerinin doğru kullanımı, yazının akıcılığı çok önemli olduğundan bu konuda uzman kişilerden yardım almak mantıklı olacaktır. Başta da  dediğim gibi herkes iki kelimeyi yan yana getirdiğinde yazar olduğunu sanıyor. Kelime dağarcığı gelişmiş sürekli bu konu üzerinde kendini geliştiren  insanlar hangi konuda yazı yazarlarsa yazsınlar doğru noktalara temas edeceklerdir. Herkes marangoz olamayacağı gibi, herkes yazar da olamaz ama yazmayı denemekten vazgeçmemelisiniz.

Bir mobilya firması tanıtım yazısında, farklılığınızı ortaya koyan bir cümle kullanmazsanız, sıradan olursunuz. Yalana düşmeden doğru fakat etkileyici cümleler kurmak için bol bol kitap okumak gereklidir. Konu hakkında çeşitli makaleleri okumuş olmanız en azından mobilya konusunda bilgi sahibi olmanız da gerekir. Görmediğiniz ya da kullanmadığınız bir ürünü doğru anlatamazsanız.

Bazı web siteleri de CEO çalışması olarak sitelere içeriğe uygun yazılar eklemek isterler. Burada en önemli nokta sitenizin içeriği dışına çıkmamaktır. Örneğin bir kadın sitesinde futbol yazısı yazmak anlamsız olacaktır.  Sitenin hedef kitlesini tespit edip, hedefe yönelik yazılar eklemeyi tercih etmelisiniz. Kadın sitelerine girdiğinizde karşınıza kadınların ilgisini çekecek reklamlar ve yazılar görürsünüz çünkü reklam tıklaması sayesinde firmalar google üzerinden gelir etmeyi beklerler.

Şu anda bu yazıyı okuduğunuz sitenin hedef kitlesi travestiler, trans bireyler ve eğilimli kişiler ise onlara yönelik yazılar olması, yazıların abuk subuk içeriklerle dolu olmaması aynı zamanda okuyucuya kıymetli bilgiler vermesi beklenir. Daha ilk cümleden anlatım bozukluğu ile dolu bir yazıyı kimsenin okumayacağı da bilinmelidir. Sırf yazı eklensin diye anlamsız cümlelerle yazılmış, hiçbir bilgi içermeyen yazılar okuyucuyu sitenizden uzaklaştırır.

Aynı zamanda bir rant kapısı olan internette bu konuyla ilgili değişik yazılar okuyarak doğru bir CEO çalışmasının nasıl olacağını öğrenebilrsiniz.

 

 Ayakta uyutulmak

Bazen öyle şeyler olur ki kendimizi tanımakta zorluk çekeriz. Başımıza gelen bir olay karşısında hiç olamayacak bir davranışta bulunmak büyülenmek kısacası hipnoz olmakla açıklanabilir.

Hipnoz, uyku hali olmadığı gibi bir uyanıklık hali de değildir. Ancak, her iki hali de kapsayan komple bir kavramdır.

Hipnoz altında olan insanlar etraflarında gelişen olayların farkına varmazlar. Günümüzde bu tekniği  en iyi kullananlar reklamcılardır. Bazen bir televizyon programını izlerken kendimizden geçeriz ve etrafımızdan soyutlanırız.  İzlediğimiz filmle birlikte kendimizden geçtiğimize dış dünyadan soyutlandığımıza şahit olmuşuzdur. İşte bunun nedeni bize uygulanan hipnozdur.

Herkes hipnoz olur. İnsan ırkı var olduğu sürece , hipnoz vardı ve var olacak.. Hepimiz, bu kendiliğinden oluşan zihin durumunu, bilmeden, farkında olmadan sürekli kullanırız. Hipnotik durum yaşamınızda uygun değişikleri yapmanız için en uygun ortamdır. Çünkü, sizi daha sağlıklı ve mutlu yaşama götürecek değişiklikleri yapmanızı engelleyen düşünce ve inançları bir kenara itersiniz.

Öyleyse  artık siz de isterseniz hipnoz olabileceğinizi biliyorsunuz. Bunu aslında binlerce kez yaşadınız.. Gündüz ayakta rüya görürken yaşadınız, sevdiğiniz bir programı seyrederken yaşadınız, ve reklamlarda duyduğunuz yeni bir markayı alırken başkasının size verdiği hipnotik telkinleri kabul ettiniz. İnsan beyninin içinden çıkamadığı durumlar karşısında şalteri indirdiğini biliyorsunuz. Bizler buna gaflet anı desek de aslında bir çeşit beyin hipnozuyla karşı karşıya kalmışızdır.

Depresyon bunun en iyi örnekleri arasındadır. Hipnoz esnasında insan acı ve ağrı duymaz. Bu buluş dünyada narkoz kullanılmadan ameliyatlar yapılmasını sağlamıştır. Ayrıca tedavi yöntemleri içinde de yer alan hipnoz kavramı kişinin günlük duygulardan arındığı hiçbir şey düşünmediği bir dönemin kişinin faydasına kullanılmasını sağlar. Hipnozun her zaman iyi şeyler iöçin kullanıldığını sanmak aptallık olur.

Sizlere hipnozun nasıl geliştiğini bir örnekle anlatmak isterim, bu sıralar sık sık akıllı, koca koca adamların telefon dolandırıcıları tarafından sadece konuşarak nasıl hipnoz edilip soyulduğuna şahit oluyoruz.  En son bu tuzağa düşen kadının anlattıkları karşısında dehşete düştüm kadın telefonun ucundaki ses ne isterse yaptığını, adeta büyülenmiş olduğunu anlatırken sürekli kendine ben bu tuzağa nasıl düştüm diye soruyordu. Aslında bizim suçumuz olmayan hipnoz durumu kişileri emir altında tutmak için de kullanılır. Askerlerin, canlı bombaların, öğrencilerin psikolojisini değiştirmek için bu yönteme sıkça başvurulur ve kişi ne olduğunu anladığında iş işten geçmiştir. Hipnoz tarihte insanın var olduğu günden beri kullanılan bir yöntemdir.

Ailesi tarafından hipnozla erkek gibi davranmaya zorlanan bir travesti arkadaşım başından geçenleri şöyle aktardı; “ Ailem beni bir doktora götürmeye başladığında doktor koltuğunda kadınsı yanlarımı unutup erkek gibi davranmaya başlıyordum. Fakat oradan çıkar çıkmaz bana söylenen tüm telkinler aklımdan uçup gidiyor ve yine aynı ben oluyordum , defalarca üzerimde bu tür hipnozlar yapmalarına rağmen  bilinç altımı değiştiremediler, sadece hipnoz altında iken işe yarayan bu durum hipnoz sonlandığında sona eriyordu. Sonrasında ailem işe yaramayan bu yöntemden vazgeçerek beni olduğum gibi kabul ettiler. Benimse bu seanslardan öğrendiğim tek şey hipnoz altında bir insana istediğiniz her şeyi yaptırabileceğiniz duygusu idi.”  İşte bu kadar tehlikeli yanları da olan hipnoza karşı temkinli davranmak her zaman uyanıl olmak zorundayız.

Hipnozun yararlı yönleri yanında yanlış ellerde nasıl bir silah olduğunu anlatmaya çalıştık. Her zaman beyniniz sizinle olsun. Beyninizin kullanımını yanlış ellere vermemek için hipnoz gibi yöntemlerden uzman kişiler hariç uzak durmak en doğru yöntemdir.

 

 

Dünyayı güzelleştiren kadın

Belki bu yazıyı okuduktan sonra adımı feminist yazar koyacaksınız ama umurumda değil, ben kadını sizlere anlatmak için her şey olmaya razıyım.
İnsanoğlu dünyada yaratıldıktan hemen sonra Tanrı erkeğe eş olsun diye kadını yaratmıştır. Bir espri niteliğinde olan erkeğin müsvedde kadının asıl çizim olduğunu söyleyenler komik bir dille kadının estetik harikası olduğunu dile getirirler.
Savaşları başlatan ve bitiren pek çok kadın vardır. Romalı Helen Truva savaşında binlerce kişinin ölmesine vesile olmuştur. Müslümanlıkta kadın en önemli mertebeye oturtulmuştur. Kendisine verilen aklı ve güzelliği incelikle kullanan kadınlar erkekleri parmaklarında oynatırken, erkeklerin dizlerinin dibinde ezilen kadınların olduğu da bilinmektedir. Kadınlar sevmek için, dövmek için, çoğalmak için, hizmet için kullanılırken kadının önemi pek çok toplumda anlaşılamamıştır. Ailenin temeli kadındır, çocuk doğuran ve nesli yeşerten kadındır.
Kadın olmasa insan nesli çoğalamazdı,  kendisine verilen kadının nimetini değerlendiremeyen, önemini kavrayamayan erkekler yüzünden dünya yaşanmaz bir yer olmuştur. Kadınlar için besteler yapılmış, şiirler yazılmış, savaşlar verilmiş iken ünlü şair Nazım Hikmet kadının tanımını çok güzel yapmıştır;
“Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz …zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki hayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Kimi der ki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne hayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,
Hayat arkadaşımdır.”
Kadının annesi, karısı, kızkardeşi olduğunu kavrayan erkekler için kadınsız bir hayat düşünülemez. Kadın olmak öyle sanıldığı kadar kolay da değildir. Kadın olmak incelik ister, zerafet ister, merhamet ister, vicdan ister kendinden başkasına ağlamayı bilmeyi ister. Kadın demek yeni bir can, güzel bir ülke demektir.
Kısacası kadın dünyanın süsüdür. Kendini bu dünyaya erkek olarak geldiği halde kadın vasıflarına haiz hisseden travestiler kadında olması gereken bütün özelliklere sahiptir çünkü kadın olmak iki gögüs bir cinsel organdan ibaret değildir. Kadın olmak herşeyden önce dünyayı güzelleştirecek düşüncelere sahip olmaktır.
Mehmet Kındap’ın şu dizeleri kadının önemini çok güzel bir şekilde anlatmaktadır;
“Gücenmeyin sözlerime erkekler
Her soruna kadın eli değmeli
Değmiyorsa boşa gider emekler
Her soruna kadın eli değmeli”
Kadının elinin değdiği her yerde bahar bahçe, ağaçlar çiçek açar. Kadınlarımızın kıymetini bilelim.

İz bırakan kitap kahramanları

Kitapların dünyasında yaşananlardan kendime pay çıkarmayı adet edinmişimdir. Bazı yazarlar yazdıkları romanlarla ben de iz bırakmayı başarırlar. Bunlardan biri de Afganistan’lı yazar Halit Hüseyin olmuştur. Bu arada ben travesti iclal olarak kitap okumayı çok severim.

Hüseyin ortadoğuda insan olmanın ağır bir bedel ödettirdiği gerçeğini yazdığı kitaplarında bazen bir çocuğun gözünden, bazen ikinci eş olmuş bir kadının gözünden aktardığı dünyada okuyucuyu derin bir hüzne sevk ediyor. Her yazarın yakalayamadığı bir başarı örneği gösteren yazar kitapların dünyasında size hayali kahramanlar sunuyor.

Son yazdığı “ ve dağlar yankılandı” romanında  beni etkileyen ise çok zengin bir adamın istediği her şeyi elde edebilecek güce sahipken yaşadığı aşk acısı sonrası ölmesidir. Ressam olan bu zengin adam çok güzel bir kadınla evlilik yapmasına rağmen mutluluğu hiç tadamadan son nefesini verir. Yaşadığı coğrafya nedeniyle mutluluğu yakalayamayan kahramanın hazin sonu karşısında çaresiz kalmak ve susmak anlatılmak istenen konuyu 12 ‘den vurmuştu. Yazarın kitabın ana ögesi olarak karşımıza çıkarmadığı bu kişi dikkatli bir okuyucunun gözünden kaçmaması gereken bir özelliğe sahip, hayatı boyunca durumunu açığa vurmamak için elinden geleni yapan adam ölüm döşeğinde itiraf etme cesareti gösterdiği travesti oluşunu ve en önemlisi yardımcısına duyduğu büyük aşkı, yardımcısından istediği tek bir öpücükle ortaya koyuyor. Hayata gözlerini buruk bir acıyla kapatıyor.

Gelişmemiş ya da az gelişmiş toplumlarda saklanması utanılması gereken bir durum olan eşcinsellik batı medeniyetlerinde uluorta dile getirilen serbestçe yaşanan normal bir olgu, Amerika’da yaşadığı dönemde bunun farkına varan yazarımız kitapta bu konuya çok değinmese de benim gibi pek çok okuyucu adamın dramı karşısında oturup ağlamış, kitabı tekrar tekrar okuma alışkanlığına gitmiştir. Uçurtma avcısında değindiği savaşın acımasız yönü, Bin muhteşem güneş romanında kadınların çektiği çile yazarın yayınlanmış 3 kitabını da benim için ölümsüz kılmaya yetmiştir.

İki kardeşin yoksulluk yüzünden birbirlerinden ayrılmasını konu alan kitap, küçük kardeşin zengin bir aileye evlatlık olarak verilmesini, ağabeyinden koparılmasını ve ömürlerinin sonuna kadar birbirlerini arayan iki kardeşin kavuşma hikayesini anlatırken, ben zengin adamın uşağına duyduğu sevgide takılıp kaldım.

Günlerinin büyük bir bölümünü odasının balkonundan uşağını izleyerek geçiren ve ona bir kez olsun dokunamayan bedbaht aşık hayatının büyük bir bölümünü zenginlik ve yalnızlık içerisinde geçiriyor. Patronunun güzel karısına aşık olan uşağın yaşadıkları ise yeniden yazılsa tek başına bir roman olur.

Kendi hayatından kesitleri de kitabında yer yer anlatan yazarın Afganistan’ın yaşadığı savaş yıllarını, Sovyet işgali arkasından çıkan iç savaşı, Taliban yönetiminin acımazlığını anlattığı 3 kitabı da kitaplığınızda bulunması gereken eserlerden okurken kendinizden geçeceğiniz bu 3 roman hayata başka gözlerle bakmanıza yardımcı olabilir.