Bana açık ol

Bazen çevrenizdeki insanların açık davranmadıklarını fark edersiniz. Geçmişte yaşamış olacakları olayları düşünür, onlara karşı anlayışlı davranırsınız. Fakat yine de size karşı açık davranmazlar.

Belki de bunun nedeni zihninizden geçirdiğiniz düşüncelerdir ya da ne bileyim önyargılarınız, insanların size açık davranmamaktaki en büyük nedenleri çekinmeleri olabilir. Zihninizden geçen negatif düşünceleri etrafınızdakilerle paylaşamasanız dahi bu düşünceler yüz ifadenize yansıyacaktır. Anında görüntü denilen şey de budur zaten. Eminim, karşınızda sürekli yargılayan, hiç bir şeyden memnun olmayan bir yüz ifadesi ile dolaşan insanlar olduğunda, siz de açık davranma konusunda tereddüde düşersiniz. Burada yazdıklarıma inanmak istiyorsanız ya da burada yazanların doğru olduğunu görmek o zaman sadece bir günlüğüne sanki birine aşıkmış ya da başınıza mutlu bir şey gelmiş bir yüz ifadesiyle hafif gülümseyerek dolaşın.  Ah nerede aşk diyorsunuz aşk yoksa dostluk vardır en iyi dostunuzla geçirdiğiniz güzel bir günü anımsayarak da başlayabilirsiniz gülümsemeye şimdi mesela benim zihnime Balıkesir travestilerinden Hale ile yaşadığım muhteşem günler geldi ve hemen ardından yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. Benim sakar travesti arkadaşım yanında olduğum zamanlar hep böyle gülümsetir beni mutlu etmenin yolunu mutlaka bulurdu.

Sizi şimdi bu gülümseme ile karşısında gören bir insanın açık olmamak gibi davranışa girmesi imkansızdır ne demişler tatlı dil ve bir gülümse olmayacakları oldurmaya yeter. Bence bu hal hem size hem de çevrenizdekilere çok iyi gelecek! Bu denemeyi yapmaya bir günden daha fazla zaman harcadığınızda ise size karşı açık davranan bir sürü dostunuz olabilir. Gerçi dost bulmak artık o kadar zor ki herkesi dost bellemek aptallığına düşmekten korkar hale geldim. Yüzünüze her güleni de dost sanıp her şeyinizi dökmeye kendinizi açmaya kalkmayın. Öncelikle karşı tarafın sizin güveninizi kazanmasını sağlayın. maalesef devir biraz kendini kollama devri oldu.

Her neyse en azından size açık olmasını istediğiniz insanları kendinize yakın tutarak, güven kazanmaya başlamak için yeterince vaktiniz var. Bunu yaparken asla Güzün Ablalığa falan soyunmaya kalkmayın yoksa başınızı başkalarının derdinden kaldıramaz hale gelirsiniz. Her gün kapınızda benim sana anlatacaklarım var diye türeyen insanlar bitiverir. İşte burada çizgiyi öyle bir yere çekmelisiniz ki asıl istediğiniz şey gerçek olsun. Sevgiyle kalın.

 

 

 

“Kabile”

Yaz aylarında sinemada oturmak bazılarınıza sıkıcı gelebilir ama bu hafta vizyona girecek bir film için artı kırk derece bile olsa mutlaka izleyin diyebileceğim bir film var. Hoş zaten yazın da geldiği ya da geleceği yok en azından haziran ayının da soğuk ve yağışlı geçeceği kesinleşti.

Şimdi felaket telalığı yapıyorum sanmayın ben meteorolojinin yalancıyım en azından bu ay sonuna kadar yağışlı bir havayı beklememiz gerektiğini söylüyorlar. Eh ne yapalım hiç değilse Ramazan ayının terletmeyeceğinden emin olmak da iyi bir şey herhalde.

Gelelim size önerdiğim yeni filme, film Ukrayna yapımı ve bence onu özel kılan ise oyuncuları ya da konusu değil çekim şekli. Film altyazılı ya da Rusça değil, zaten özellikle bu köşeye taşımamın nedeni de bu oldu. Ukraynalı yönetmen Miroslav Slaboshpitsky’nin ilk uzun metrajlı yapıtı, sadece işaret dilinin kullanıldığı bir sessiz film. Filmin, çoğu ilk oyunculuk deneyimini gerçekleştiren yeni yüzlerden kurulu oyuncu kadrosunda, Grigoriy Fesenko, Yana Novikova, Rosa Babiy, Alexander Dsiadevich gibi isimler bulunuyor. Kısacası film sadece işaret dili ile çekilmiş.

İki saatlik film, Ukrayna’da sağır ve dilsiz okulunda yatılı okuyan bir gencin başına gelenleri konu alıyor. İlk gösterimi 2014 Cannes Film festivalinde gerçekleştiren yapım, festivalden 3 ödülle dönmüştü.

Sergey konuşma ve işitme engelli bir gençtir ve kendisi gibi öğrencilerin eğitim gördüğü bir denizcilik okuluna kaydolur. Okuldaki ilk günüyle açılan film, Sergey’in öğrencilerin kendi aralarında kurduğu sert hiyerarşik düzenle tanışmasını ve zamanla bu düzenin bir parçası oluşunu ele alır. Öğrencilerden kurulu çetenin çeşitli suçlara bulaştığı bu düzende ilk sınavı geçen Sergey, artık bu zincirin bir üyesidir. Ancak beklenmedik bir şekilde diğer üyelerden birine aşık olması işleyişi derinden sarsacaktır.

Sizin anlayacağınız ateşli bir aşk filminden söz ediyorum. Yıllar önce Manisa travestilerinden bir arkadaşla tanışmıştım onda beni derin bir hüzne iten sebep ise hem sağır hem dilsiz oluşuydu.Sağırlar sadece duyamaz ama dilsizler aynı zamanda konuşamaz yani bizler gibi akılara gelen her şeyi söyleyip, kendilerini savunmalarını imkansızdır. Bu nedenle olacak travesti arkadaşımın hali bana hüzün vermişti. Yıllar içinde bu tür insanlar için kitaplar piyasaya sürülmüş olması çok güzel bir davranış, bilindiği üzere körler için alfabe nasıl önemliyse sağır ve dilsizler için de işaret dili o derece önemlidir. Aslında ben de işaret dili bilmiyorum ama sırf böyle bir filmi sahneledikleri için yardım amaçlı ve bu güzel işler devam etsin diye filmi seyretmeye gideceğim. Sizlere de naçizane tavsiyemdir lütfen güzel işlere destek verelim. Hoşcakalın.

 

Bu arkamız bizden bıktı

Günde kaç saat sabit bir yerde oturduğunuza dikkat ettiniz mi? Şahsen ben bu yazıları sizlere ulaştırmak için günün büyük bir bölümünü bilgisayar karşısında oturarak geçiriyorum. Şimdiden belimde ve sırtımda ağrılar oluştu.

Bütün bu yorgunluktan ve ağrılardan kurtulmak için yapmamız gereken çok basit önlemler olmasına ragmen günümüz şartlarında pek çoğumuz en kısa mesafelere itmek için araba kullanıyor, akıllı telefonlarımızın başında saatler harcıyoruz.

Toplumun büyük bir kesimi de bizimle aynı durumda hatta büyük bir çoğunluk bu yüzden obez olmuş, Spor salonlarında kilo vermek için tempo tutuyor. İlk önce büyüyen ve gelişen bir popo sorunu ile karşılaşıyoruz. Şu koca popolu ünlü Kim Kardishan’a benzemek üzereyiz. Aslında bazılarımızın bu durum hoşuna gitmeye başlamış bile olabilir çünkü erkeklerin büyük popolu kadınlara bayıldığı da bir gerçek ama önlem almazsak biraz daha kilo alıp, sınırları zorlamak işten bile değil.

Adana travestilerinden çok zayıf bir arkadaşım var ben bu konuyu açınca hemen gidip kendine br bilgisayar aldı. Amacı kilo almak ve poposunu büyütmek onun için bu durum normal sayılabilir ama ben kilolu ve geniş popolu bir travesti olmak istemediğimden bazı önlemler almaya başladım. Mesela basit eğzersiz yöntemleriyle  saat başı oturduğum monitörün karşısından kalkıp yirmi dakika ayakta ev içerisinde kısa yürüyüşle yapıyorum. Kasların sürekli aynı pozisyonda kalmaları eklemlerin ve kasların doğru hareket etmesini ve fonksiyonelliğini bozuyor bu yüzden otururken doğru pozisyonu bulmak çok önemli. Oturma esnasında sandalyenizin yüksekliğini boyunuza göre ayarlayın.

Otururken ayaklarınız yere temas etmeli, bacaklarınız 90 derecelik açı oluşturmalı ve sandalyenizin sırtı bel çukurunuzu desteklemeli. Sandalyenizin bel eğimi yeterli değilse bel çukurunun bel yastığıyla desteklenmesi öneriliyor. Çünkü bel kasları yorulunca önce bel çukuru dışarı doğru hareketle düzleşiyor, omurga kamburlaşıyor. Omurgaya ve disklere binen yük nedeniyle bel ve sırt ağrıları başlıyor.

Doğru bir oturuş için omuzlarınızı kulaklarınızdan uzaklaştırın, kürek kemiklerini birbirine yaklaştırın ve dirseklerinizden destek alın. Karın kaslarını içeri doğru çekmek de daha doğru bir pozisyonda oturmanıza yardımcı olacaktır. Bütün bunları doğru ve eksiksiz uygulayarak yaşadığınız sıkıntıların azaldığını ve rahatladığınızı hissedeceksiniz. Lütfen sağlığınıza dikkat edin ve kendinize iyi bakın. Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

 

Sosyal medyada resim paylaşmak

Bir çılgınlık aldı başını gidiyor. Ne yedik ne içtik neredeyiz derken şimdi de her durumumuzu fotoğraflayıp, sosyal medya da yayınlama çılgınlığı başladı. En mükemmel kadın olmak yolunda ilerlemek en iyi resmi paylaşmaktan geçiyor sanki, üstelik öyle sade resimler değil bunlar hani şu aşırı erotik, seksi pozlar var ya onları paylaşmak prim yaptırıyor. İnternette porno arayacağınıza açın bu sitelerden birini çeşit çeşit fotoğraf önünüze seriliyor.

Taş gibi göründüğünüz bir fotoğrafı düşman çatlatırcasına paylaşmışsanız benden güzeli yok demek istiyorsunuz. Mükemmel kadın galiba biraz sürtük olmak zorunda kalıyor. Ne yapalım erkeklerin beğenisi kazanıp, göze girmek kolay değil. Özellikle hafta sonu dışarı çıkıp gezenler Instagram’da yoğun olarak içerik paylaşıyor. Facebook’ta 13.00-14.00, Twitter’da 13.00-15.00 ve LinkedIn’de ise 17.00-18.00 saatleri içerik paylaşmak için uygun.  Türkiye,  Avrupa’nın internette en çok zaman geçiren ülkesi oldu.  Sosyal medya kullananların, yüzde altmışının amacı, diğer insanların ne yaptığını görmek. Özellikle işe giderken sabah saatleri ve akşam iş çıkışı saatleri Facebook’un en yoğun kullanıldığı zamanken, en çok vakit geçirilen gün ise çarşamba.   Güzel bir fotoğraf paylaşacaksınız ve herkesin görmesini istiyorsanız çarşambayı beklemenizde fayda var. Benim yalnız ve güzel arkadaşlarımın internetten sevimli dostlarının yani evcil hayvanlarının resimlerini paylaşa dursunlar. İstanbul travestilerinden Banu, boy boy fotoshoplu resmini atmış bile İnstagrama, şimdi Banu’ya da haksızlık etmeyelim o da çok güzel bir trans ama ben daha güzel olanlarını tanıyorum. Bu biraz da cesaret meselesi galiba,  açık resimlerini koymak yani kim ne düşünür diye biraz tereddüt ediyoruz. Yok böyle geride durmayın paylaşın gitsin. Aman kim ne derse desin kardeşim, güzele bakmak sevap der geçersiniz. Madem trend bu yönde biz de zamana uymak zorundayız. İsteyen hafif kadın desin, beğenmeyen bakmasın.

Facebook genellikle insanların günlük yaşamları, insan ilişkileri, yaptıkları yorumlar, arkadaşlarıyla ilişkileri ve paylaşımları ile dikkat çekiyor. Bu alanda aşırıya kaçan resimleri paylaşmak doğru değil, ama instagram ünlülerin bile her hallerinin fotoğraflarıyla atıldığı tam bir gösteri alanı. Siz de bu alandan resimlerinizi paylaşabilir ve çok sayıda takipçi bulabilirsiniz. Benden hatırlatması. Sevgiyle kalın.

Sen kimsin?

İnsanın bu hayattaki tek gayesi kendisi olmak olmalıdır. Kendini bulamamış başkasının güdümünde yaşayan insanlar mutsuzluğa şerbetli olacak ve asla tam anlamıyla mutluluğu yakalayamayacaklardır.

Bu köşede yazdığım yazının neredeyse pek çoğunda size mutluluğun sırlarını vermeye çalıştım. Ama şimdiye kadar bunun ilk kuralının kendisini keşfetmek olduğundan bahsetmedim. O yüzden ne yaparsanız yapın mutlu olmanın ilk şartını yerine getirmemişseniz mutluluğun kapısını aralamak hayalden öteye gidemez. . Kendi benliğimizi bulduğumuz andan itibaren bizim için belirlenen kimlik ve rollerden sıkılır, mutsuz oluruz. Demek ki mutluluğun ilk şartı gerçekten kendimiz olabilmektir. Öteki türlü programlanmış bir hayatı yaşamaktan ileriye gidemeyen başkaları tarafından oluşturulan zoraki kimlik olmaktan öteye geçemeyiz. Artık kendini ertelemeyi bırak ve hayata bir sıfır yenik başladığını unutup neysen o ol.

Ne demiş  usta; “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.” Sen bu ikisini de başaramıyorsan mutluluğun seni bulmamasında şansın ne suçu var.

İnsanın hayatta tanıması gereken en önemli kişidir kendisi. Kendini bilen kendini bileni çağırır hayatına. Kendini bilen insandır duruşu olan insan. Benlik algısı dediğimiz şey insanın kendisini nasıl tanımladığı ve tanıdığıdır. Yani kendini nasıl gördüğüdür. Bu güne kadar kim olduğuna ailen, eşin, dostun, çevren karar vermişse sen olmayı beceremedin demektir. Bırak kötü yanlarını herkes görsün ki,m demiş herkes mükemmel olmak zorundadır diye inanma bu boş laflara bu dünyada mükemmel diye bir şey yoktur.  Sen kimsin sorusuna bugüne kadar en güzel cevabı aldığım kişi, Ankara travestilerinden Bade olmuştur. Onun verdiği cevap aslında herkesin vermesi gereken en temel cevaptır. Bana ” ben bir insanın, hataları, kusurları, inişleri, çıkışları olan ve bu dünyada sadece bir sınava tabi tutulan” diye cevap vermişti. İyi olmak her insana özel bir durum olsaydı kötüleri nasıl ayırt edebilirdik ki?Yüce yaradan herkesin mükemmel olmasını ist4eseydi kuşkusuz öyle yaratırdı.

Şimdi gerçekten kim olduğuna karar ver, sana biçilen rolü yaşamak yerine senin içinden gelen kişiliği yaşa sonra ben dünyaya doymadım diyerek gittiğin gün kendine hesap veremezsin. Her zaman kendiniz kalmanız dileğiyle, hoşcakalın.

 

Kadın hafızası

Kara kaplı defteri olmayan kadın yoktur.  Ama bu defter siz erkeklerin sandığı gibi gerçekten çekmecemizde duran bir ajanda değil tamamen kafamızın içinde saat gibi işleyen ve neyin yazılması, neyin yazılmamasına karar veren bir defterdir.

Siz hiçbir doğum gününü unutan ya da özel günleri not alan kadın gördünüz mü? Şahsen ben görmedim onlar her zaman beyin ajanlarına kayıt yaparlar ve ajandaları zamanı geldiğinde sinyali verir. Hiç şaşmaz. Doğum günü, evlilik yıl dönümü, nişan, ilk buluşma, ilk öpüşme hafızada taptaze durur. Erkelere sorun bakalım içlerinde sevgililerin doğum gününü hatırlayan var mı? Onlar sekreterlerine ya da cep telefonlarına talimat vermekle yetinirler hatta bazıları direkt bir kuyumcuyla anlaşıp günü söylerler ve her yıl kadının hediyesi şaşmadan yollanır. Erkeler işin sadece fatura kısmıyla ilgilenip bu seneki hediye bize tuzluya patladı demeyi bilirler. Aslında geçen doğum gününde Antalya travestilerinden bir arkadaşımın sevgilisine oynadığı oyunu oynamak lazım bu erkeklere , erkek arkadaşının kendisine hediye yolladığı kuyumcuyu öğrenen arkadaşım kuyumcuya bizzat giderek en pahalı gerdanlığı hediye olarak yollamalarını istemiş. Bizim saf damat adayı olanlardan habersiz kuyumcunun kendisine yanlış fatura kestiğini iddia ederek, kuyumcuya gidince durumu öğreniyor fakat el mahkum gönderilen hediye geri istenmez. Mecburen o pahalı hediyenin parasını ödüyor.

Kadınların hafızasını hafife alan erkelerin başına gelenler bu kadar ile kasa iyi, eski sevgililerini yeni sevgiliyi tavlamak uğruna kötüleyen erkekler bir sürü yalana başvurmak zorunda kalıp daha sonra söyledikleri bu yalanları unutunca oluyor asıl olanlar. Eski sevgilisine yaptığı jestleri abartarak anlatan sonra yeni sevgilisinden jest talebi geldiğinde ret eden erkekler hep aynı söylemlerle karşılaşıyorlar. Ama benden önceki kız arkadaşını oraya götürmüşsün beni neden götürmek istemiyorsun, ya da Avrupa gezisine onu götürdüğünde çok eğlendiğini söyledin ama benimle hiç eğlenmiyorsun gibi.

Örnekleri uzatmak ve erkekleri madara etmek elimizde ama onların üzerine de daha fazla gitmeye gerek yok. Hiçbir erkek bir kadının hafızası ile başa çıkamaz diyerek konuyu noktalayalım. Kadının fendi, erkeği yendi diye boşuna söylemiş büyüklerimiz bir bildikleri varmış. Sevgiyle kalın.

Tarih yazan kadınlar

İlk çağlardan günümüze kadar yaşamış ve isimleri tarih kitaplarında yer almış pek çok kadın var. Gerçekten yaşadığı düşünülen Afrodit, cinselliğin ve güzelliğin simgesi olmuştur. Birçok kadın Afrodit olmaya can atarken içimizde hala Afrodit kadar güzel ve seksi kadınlar olduğu da bir gerçek Manisa travestilerinden bir arkadaş kendine Afrodit ismini taktığında hiç yadırgamadım çünkü belki de Afrodit’ten bile daha güzeldi. Dediğim gibi gerçek mi yoksa bir efsane mi bilinmiyor ama ben yaşadığından eminim. Afrodit’in ruhunu taşıyan kadınlar erkeklere istedikleri macerayı korkuyu ve heyecanı yaşatıyorlar. Gizemli ve erkeklerin açıkca okuyamadığı her kadın bir Afrodit’dir.

Belki içinizden bazıları kendini dünyanın en büyük savaşını bitiren Josephine olarak görebilir. Savaş meydanında üstün durumda iken aklına takılan bir kıskançlık şüphesiyle savaş alanını dağıtıp sevgilisinin kollarına dönen Napolyon gibi kendine mıknatıs gibi çeken kadınlar da hala var. Hem arzulu hem masum olun Marilyn Monroe’nun bir bakışıyla erkekleri nasıl dile getirdiği yakın tarihimizin anlatılan en bilinen hikayesidir ve yüzde yüz gerçektir. Hiç kimse Monroe’nun yaşadığını inkar edemez. Cinselliğin altında yatan saf ve masum bir sarışın, yaşadığı dönem gibi günümüz erkeğinin bile başını döndürebilen onlara köle muamalesi yapabilecek pek çok kadından sadece biri idi.

Bir de güzelliği kadar yardımsever kalbi ile öne çıkan bir azize ilan edilen Evita var tabi, Evita filmlere kitaplara konu olmuş, ölümü akşam haber bültenlerini öne aldırmıştı. Arkasından milyonlarca insanın gözyaşı döktüğü bu kadın iyiliğin yeryüzündeki timsali oluvermişti. Erkeklerin kendisine şefkat gösterecek onu annesi gibi sarıp sarmayacak bir kadına duyduğu ihtiyaç cinsellikten sonra ikinci derecede önem kazanmaktadır. Ah Roma’lı  Kleopatra, Sezar’ın ilk görüşte aşık olduğu güçlü ve seksi kadın ses tonu bile bir erkeğin bütün dünyasını değiştirmeye yetiyordu.  Hangi erkek kendinde daha güçlü ve cesur bir kadına hayran kalmaz ki?

Kral Şehriyar’ın her gece yatağına bir kız alıp ve sabah olunca onu acımadan öldürdüğü bir dönemde kim diyebilirdi ki bir kızın Kralı sabaha kadar masallarla oyalayabileceği ve üstelik bunun tam bin bir gece yapabileceğini, insan aklı bu kadar muhteşem olamaz elbet ancak bir kadının aklının yetebileceği bir efsanedir bu ve günümüze kadar bozulmadan gelmiş bir aşk hikayesidir. İçimizde yaşayan tarihe geçmemiş doğa üstü kadınların sayısı ise sonsuzdur. Dünyayı değiştirme gücü sadece kadınlarındır. Sevgiyle kalın.

 

Bukalemun musun?

Bir kadın ya da erkeğin daha doğrusu iki karşı cinsin bir ömür aynı evde yaşaması kulağa garip gelse de bunu başarabilen pek çok çift var. Bazı kadınlar ise bunu başarabilmek için kılıktan kılığa girmeye kendinden başka biri olmaya çabalıyor.

Herkesin şekil değiştiren bukalemun gibi olmak konusunda başarılı olabildiğini söyleyemem ama tanıdığım harika bukalemun kadınlar olduğunu söyleyebilirim. Beraber yaşadığı kişinin, huyunu suyunu neyi sevip, neyi sevmediğini belirledikten sonra aslında gerçekte olmayan bir kişiliği yaşayan kadınlara ben bukalemun kadın ismini taktım ve eminim sizin de etrafınızda oldukça fazla sayıda bu kadınlardan vardır. Peki bu kadınlar dışarıdan bakınca nasıl anlaşılır derseniz onu da yazımı okuyunca anlayacaksınız.

Öncelikle bir insanın olmadığı bir kişiymiş gibi davranabilmesi için kendini sevmemesi şartı gerekir çünkü kendini olduğu gibi kabullenen hiç kimse başkası olmak için can atmaz. İstanbul’da bir akşam travesti arkadaşlarımla beraber bir akşam gezmesine çıkmıştık yıllardır görmediğim bir arkadaşımı karşımda görünce önce onu tanımadım ama aynı mekanda birkaç saat geçirdikten sonra onun kim olduğunu anlayabildim.  Uzun siyah saçlarını kestirip sarıya boyatan giyim tarzını değiştiren bu arkadaş da önce beni tanımamazlıga geldi fakat sohbet koyulaşınca işin rengi açığa çıktı. Meger benim eski arkadaşım şimdilerde beraber olduğu erkek, sırf sarışın kısa saçlı kadınlara hayran diye onun istediği kılığa girmiş. Oysa eski halinin gerçek halinin daha güzel olduğunu bilseydi azıcık kendini sevseydi, böyle bir işe kalkışmaz onu olduğu gibi sevecek bir erkek bulurdu.

Bu bukalemun insanlar, hiçbir işin sonunu getirmekte başarı sağlayamazlar mesela bir sürü kursa yazılıp, kısa zamanda sıkılıp ayrılırlar çünkü kendilerini bulmak gibi bir çaba içinde olmazlar. Bazılarınız kişiliği sağlam olan insanların böyle bir yola başvurmayacağını düşünebilirler oysa ben ne kişilikli insanların yalnızlık korkusuyla böyle bir oyuna girdiklerini gördüm. Bunun kişilik ile değil kendine güvenle alakalı bir durum olduğunu söyleyebilirim. Yüzeysel bilgilerle yetinmeye çalışan bu insanların gerçekten öğrenmek gibi bir derdi de olmaz. Anı kurtarsınlar yeter. Şimdi sizin de aklınıza pek çok isim geldi değil mi? Önemli olanın kendin olabilmek olduğunu bilmek ve hayatını başkalarının istekleri değil de kendi isteklerin için harcamak, yapılması gereken en doğru iştir. Kendinize güvenin ve ne olursa olsun kendinizi sevin. Bu dünyadaki en değerli insan sizsiniz. Saygılarımla.

Zaman ve kadın ilişkisi

Nerede o eski zaman kadınları hani göbekli kadınların revaçta olduğu zamanlar vardı bilmem hatırlayan var mı? Anneler oğullarına kız seçmek için hamama götürüp, etli butlumu diye bakar görünen yerlerinde kusur ararlardı. Hamarat olmak ev işleri ve dikiş nakış bilmek ile ölçülürdü.
Dünyada teknolojinin hızlı değişimi, kadınların iş hayatına girmesi ile birlikte doğru kadın algısı da değişti, Önce çırpı bacak otuz dört beden kadınlar gündeme oturdu. Sonra öğretmen veya hemşire bayanlar, şimdi ise en çok parayı kazanan, kendine güveni tam ama ev işlerinden hiç anlamayan tabir yerindeyse yumurta bile kıramayan kadınlar ilk sıralarda tercih ediliyor.
Globalleşen, küresel dünya düzeninde Amerika’da yaşayan kadın ile Afrika’da yaşayan kadın arasındaki fark iyice azaldı. Her kadın daha fazla özgürlük daha az sorumluluk ister oldu. Televizyon ekranında gördüğü kadınlar gibi olmaya çalışan günümüz kadınının beklentileri, erkeklerde aradıkları özellikler de haliyle yüz seksen derece değişti.
Bazen farklı illerde oturan travesti arkadaşlar bir araya gelip, yeni nesil erkekleri çekiştirdiğimiz olur. Ankara, İstanbul, Bursa, Sakarya, Bolu gibi yakın illerde oturmanın avantajı olarak bu buluşmaları sık tekrar edebiliyoruz. Yeni nesil erkekler için hepimizin birleştiği bazı noktalar var sizlere şimdi o noktaları açıklamak istiyorum, bu yazıyı okuyan erkek dostlarımız varsa kulaklarını dört açsınlar.
Birinci değişiklik olarak kaslı erkeklerin artık tercih edilmediğini her daim fit görünen narin erkeklerin kadınlara daha cazip geldiğini söyleyebilirim. Protein takviyeleri yaparak kaslarını şişiren erkekler spor salonlarına gitmek yerine her gün düz koşu yapsalar yetecek.
İkincisi, sakal, bıyık ve aşırı tüylü erkelerin de modası geçti. Kadınlar artık daha bakımlı ve günlük tıraş olan erkeklerden hoşlanıyor hatta bir güzellik merkezinde epilasyon bile yaptırabilirsiniz. Saç uzatmak artık demode oldu, erkekler kısa ve bakımlı saçlarla daha çekici oluyorlar. Dar bir pantolon ve bedene tam oturmuş ceketler, kısa saç, sakal bıyık yok. Gögüs kıllları yok, boy en az bir yetmiş en fazla bir seksen beş, ama olmazsa olmaz cepleri dolu erkekler zaman sizin zamanınız dilediğiniz kadını tavlamakta özgürsünüz. Yeter ki kadınları mutlu edecek limitiniz her daim cebiniz de bulunsun. Artık bu kadar bilgiden sonra erkekler ne yapmalarını gerektiğini biliyorlardır. Hadi bakalım kolay gelsin.

Gel de bu yaratıklara katlan

Gün geçmiyor ki bir tecavüz haberi gazetelerde boy göstermesin. İnsan görünümde yaşayan ama insan olmayan yaratıkların, dolmuşta, ormanda, sokakta kısacası canının istediği her yer ve mekanda tecavüze kalkışması yanında bir ahlaki çöküşü de getiriyor.

Kendilerinde böyle bir hak gören insanlıktan nasibini almamış yaratıklardan üçü dün nişanlısıyla otomobillerinde sohbet eden bir genç kıza tecavüz etmişler. Genç kızın itirafları da tecavüzlerine yalvardığı, ne olur beni öldürün ben bu utançla yaşayamam dediği gazete sayfalarında çarşaf çarşaf yayınlandı. Nedende bu dünyada utanması gerekenler değil de her zaman haksızlığa uğramış olan insanlar utanıyor. Tecavüz sonrası kendini toplumdan soyutlayan bu insanların bunu yapmalarındaki en büyük neden maalesef yine ahlaklı gibi duran toplumdur. Tecavüz ya da tacize uğrayan insanlara bakarken vebalılara bakarmışcasına merak ve acıma duyguları ile bakan insanlar yüzünden suçlular yerine suçsuz insanlar mahkum ediliyor.

Dünya üzerinde en çok taciz ve tecavüz olayları ile karşılaşanlar sanırım biz travesti bireyler oluyoruz. Nedense sesimizi yükseltmemizden faydalanmak bizi toplumun gerisine atmak isteyen vicdansız insanlar bize yapılanlara kulaklarını tıkarken, bizim başımıza gelenlere ses çıkartmadıklarında toplumda ahlaksız sayısının artacağını ve bir gün kendi kızlarının ve çocuklarının tehlike altına gireceğini hesaplamıyorlar.

Çok biline bir atasözü der ki balık baştan kokar. Kötü bir olayın kimin başına geldiğine bakmaksızın eşit bir duruş sergilense sanırım yaşanan bu ahlaksızlıklar ve bu yaratıklar bu kadar rahat hareket edemez.  Ahlak bir insanın içindeki polistir. Doğruyu ve yanlışı önce kendi vicdanına sorması gereken insanların içlerindeki polisi harekete geçirmeleri şarttır. Yoksa daha nice genç kızımız bu yaratıkların elinde oyuncak olur. İçine kapanır ve intiharın eşiğine gelir. Eğer tecavüz suçu için bir halk oylaması yapılsa idamın geri gelmesine evet diyecek milyonlar bu ülkede, maalesef bu bilinmesine rağmen hiç giremeyeceğimiz bir Avrupa Birliğinin kurallarına uymak zorunda bırakılıyoruz. Geçen yıl tecavüze uğrayan Antalya travestilerinden bir arkadaşımızın davasında tecavüzcü önünü ilikledi, üstelik zaten tecavüz ettiği kişi bir travestiydi denilerek indirim yapıldı. Bizler tecavüz suçu karşısında topyekun birlik olup, el ele yol alırsak ve ne olursa olsun tecavüz davalarında indirimi ve hafifi cezaları kabul etmezsek belki bir şeyler değişmeye başlar Yoksa hiçbir kadının bu ülkede can ve namus güvenliği yok demektir. Bizler bu insanlıktan nasibini almamış yaratıkların aramızda dolaşmasına katlanmak zorunda değiliz. Sevgiyle kalın.