Tarih yazan kadınlar

İlk çağlardan günümüze kadar yaşamış ve isimleri tarih kitaplarında yer almış pek çok kadın var. Gerçekten yaşadığı düşünülen Afrodit, cinselliğin ve güzelliğin simgesi olmuştur. Birçok kadın Afrodit olmaya can atarken içimizde hala Afrodit kadar güzel ve seksi kadınlar olduğu da bir gerçek Manisa travestilerinden bir arkadaş kendine Afrodit ismini taktığında hiç yadırgamadım çünkü belki de Afrodit’ten bile daha güzeldi. Dediğim gibi gerçek mi yoksa bir efsane mi bilinmiyor ama ben yaşadığından eminim. Afrodit’in ruhunu taşıyan kadınlar erkeklere istedikleri macerayı korkuyu ve heyecanı yaşatıyorlar. Gizemli ve erkeklerin açıkca okuyamadığı her kadın bir Afrodit’dir.

Belki içinizden bazıları kendini dünyanın en büyük savaşını bitiren Josephine olarak görebilir. Savaş meydanında üstün durumda iken aklına takılan bir kıskançlık şüphesiyle savaş alanını dağıtıp sevgilisinin kollarına dönen Napolyon gibi kendine mıknatıs gibi çeken kadınlar da hala var. Hem arzulu hem masum olun Marilyn Monroe’nun bir bakışıyla erkekleri nasıl dile getirdiği yakın tarihimizin anlatılan en bilinen hikayesidir ve yüzde yüz gerçektir. Hiç kimse Monroe’nun yaşadığını inkar edemez. Cinselliğin altında yatan saf ve masum bir sarışın, yaşadığı dönem gibi günümüz erkeğinin bile başını döndürebilen onlara köle muamalesi yapabilecek pek çok kadından sadece biri idi.

Bir de güzelliği kadar yardımsever kalbi ile öne çıkan bir azize ilan edilen Evita var tabi, Evita filmlere kitaplara konu olmuş, ölümü akşam haber bültenlerini öne aldırmıştı. Arkasından milyonlarca insanın gözyaşı döktüğü bu kadın iyiliğin yeryüzündeki timsali oluvermişti. Erkeklerin kendisine şefkat gösterecek onu annesi gibi sarıp sarmayacak bir kadına duyduğu ihtiyaç cinsellikten sonra ikinci derecede önem kazanmaktadır. Ah Roma’lı  Kleopatra, Sezar’ın ilk görüşte aşık olduğu güçlü ve seksi kadın ses tonu bile bir erkeğin bütün dünyasını değiştirmeye yetiyordu.  Hangi erkek kendinde daha güçlü ve cesur bir kadına hayran kalmaz ki?

Kral Şehriyar’ın her gece yatağına bir kız alıp ve sabah olunca onu acımadan öldürdüğü bir dönemde kim diyebilirdi ki bir kızın Kralı sabaha kadar masallarla oyalayabileceği ve üstelik bunun tam bin bir gece yapabileceğini, insan aklı bu kadar muhteşem olamaz elbet ancak bir kadının aklının yetebileceği bir efsanedir bu ve günümüze kadar bozulmadan gelmiş bir aşk hikayesidir. İçimizde yaşayan tarihe geçmemiş doğa üstü kadınların sayısı ise sonsuzdur. Dünyayı değiştirme gücü sadece kadınlarındır. Sevgiyle kalın.

 

Bukalemun musun?

Bir kadın ya da erkeğin daha doğrusu iki karşı cinsin bir ömür aynı evde yaşaması kulağa garip gelse de bunu başarabilen pek çok çift var. Bazı kadınlar ise bunu başarabilmek için kılıktan kılığa girmeye kendinden başka biri olmaya çabalıyor.

Herkesin şekil değiştiren bukalemun gibi olmak konusunda başarılı olabildiğini söyleyemem ama tanıdığım harika bukalemun kadınlar olduğunu söyleyebilirim. Beraber yaşadığı kişinin, huyunu suyunu neyi sevip, neyi sevmediğini belirledikten sonra aslında gerçekte olmayan bir kişiliği yaşayan kadınlara ben bukalemun kadın ismini taktım ve eminim sizin de etrafınızda oldukça fazla sayıda bu kadınlardan vardır. Peki bu kadınlar dışarıdan bakınca nasıl anlaşılır derseniz onu da yazımı okuyunca anlayacaksınız.

Öncelikle bir insanın olmadığı bir kişiymiş gibi davranabilmesi için kendini sevmemesi şartı gerekir çünkü kendini olduğu gibi kabullenen hiç kimse başkası olmak için can atmaz. İstanbul’da bir akşam travesti arkadaşlarımla beraber bir akşam gezmesine çıkmıştık yıllardır görmediğim bir arkadaşımı karşımda görünce önce onu tanımadım ama aynı mekanda birkaç saat geçirdikten sonra onun kim olduğunu anlayabildim.  Uzun siyah saçlarını kestirip sarıya boyatan giyim tarzını değiştiren bu arkadaş da önce beni tanımamazlıga geldi fakat sohbet koyulaşınca işin rengi açığa çıktı. Meger benim eski arkadaşım şimdilerde beraber olduğu erkek, sırf sarışın kısa saçlı kadınlara hayran diye onun istediği kılığa girmiş. Oysa eski halinin gerçek halinin daha güzel olduğunu bilseydi azıcık kendini sevseydi, böyle bir işe kalkışmaz onu olduğu gibi sevecek bir erkek bulurdu.

Bu bukalemun insanlar, hiçbir işin sonunu getirmekte başarı sağlayamazlar mesela bir sürü kursa yazılıp, kısa zamanda sıkılıp ayrılırlar çünkü kendilerini bulmak gibi bir çaba içinde olmazlar. Bazılarınız kişiliği sağlam olan insanların böyle bir yola başvurmayacağını düşünebilirler oysa ben ne kişilikli insanların yalnızlık korkusuyla böyle bir oyuna girdiklerini gördüm. Bunun kişilik ile değil kendine güvenle alakalı bir durum olduğunu söyleyebilirim. Yüzeysel bilgilerle yetinmeye çalışan bu insanların gerçekten öğrenmek gibi bir derdi de olmaz. Anı kurtarsınlar yeter. Şimdi sizin de aklınıza pek çok isim geldi değil mi? Önemli olanın kendin olabilmek olduğunu bilmek ve hayatını başkalarının istekleri değil de kendi isteklerin için harcamak, yapılması gereken en doğru iştir. Kendinize güvenin ve ne olursa olsun kendinizi sevin. Bu dünyadaki en değerli insan sizsiniz. Saygılarımla.

Zaman ve kadın ilişkisi

Nerede o eski zaman kadınları hani göbekli kadınların revaçta olduğu zamanlar vardı bilmem hatırlayan var mı? Anneler oğullarına kız seçmek için hamama götürüp, etli butlumu diye bakar görünen yerlerinde kusur ararlardı. Hamarat olmak ev işleri ve dikiş nakış bilmek ile ölçülürdü.
Dünyada teknolojinin hızlı değişimi, kadınların iş hayatına girmesi ile birlikte doğru kadın algısı da değişti, Önce çırpı bacak otuz dört beden kadınlar gündeme oturdu. Sonra öğretmen veya hemşire bayanlar, şimdi ise en çok parayı kazanan, kendine güveni tam ama ev işlerinden hiç anlamayan tabir yerindeyse yumurta bile kıramayan kadınlar ilk sıralarda tercih ediliyor.
Globalleşen, küresel dünya düzeninde Amerika’da yaşayan kadın ile Afrika’da yaşayan kadın arasındaki fark iyice azaldı. Her kadın daha fazla özgürlük daha az sorumluluk ister oldu. Televizyon ekranında gördüğü kadınlar gibi olmaya çalışan günümüz kadınının beklentileri, erkeklerde aradıkları özellikler de haliyle yüz seksen derece değişti.
Bazen farklı illerde oturan travesti arkadaşlar bir araya gelip, yeni nesil erkekleri çekiştirdiğimiz olur. Ankara, İstanbul, Bursa, Sakarya, Bolu gibi yakın illerde oturmanın avantajı olarak bu buluşmaları sık tekrar edebiliyoruz. Yeni nesil erkekler için hepimizin birleştiği bazı noktalar var sizlere şimdi o noktaları açıklamak istiyorum, bu yazıyı okuyan erkek dostlarımız varsa kulaklarını dört açsınlar.
Birinci değişiklik olarak kaslı erkeklerin artık tercih edilmediğini her daim fit görünen narin erkeklerin kadınlara daha cazip geldiğini söyleyebilirim. Protein takviyeleri yaparak kaslarını şişiren erkekler spor salonlarına gitmek yerine her gün düz koşu yapsalar yetecek.
İkincisi, sakal, bıyık ve aşırı tüylü erkelerin de modası geçti. Kadınlar artık daha bakımlı ve günlük tıraş olan erkeklerden hoşlanıyor hatta bir güzellik merkezinde epilasyon bile yaptırabilirsiniz. Saç uzatmak artık demode oldu, erkekler kısa ve bakımlı saçlarla daha çekici oluyorlar. Dar bir pantolon ve bedene tam oturmuş ceketler, kısa saç, sakal bıyık yok. Gögüs kıllları yok, boy en az bir yetmiş en fazla bir seksen beş, ama olmazsa olmaz cepleri dolu erkekler zaman sizin zamanınız dilediğiniz kadını tavlamakta özgürsünüz. Yeter ki kadınları mutlu edecek limitiniz her daim cebiniz de bulunsun. Artık bu kadar bilgiden sonra erkekler ne yapmalarını gerektiğini biliyorlardır. Hadi bakalım kolay gelsin.

Gel de bu yaratıklara katlan

Gün geçmiyor ki bir tecavüz haberi gazetelerde boy göstermesin. İnsan görünümde yaşayan ama insan olmayan yaratıkların, dolmuşta, ormanda, sokakta kısacası canının istediği her yer ve mekanda tecavüze kalkışması yanında bir ahlaki çöküşü de getiriyor.

Kendilerinde böyle bir hak gören insanlıktan nasibini almamış yaratıklardan üçü dün nişanlısıyla otomobillerinde sohbet eden bir genç kıza tecavüz etmişler. Genç kızın itirafları da tecavüzlerine yalvardığı, ne olur beni öldürün ben bu utançla yaşayamam dediği gazete sayfalarında çarşaf çarşaf yayınlandı. Nedende bu dünyada utanması gerekenler değil de her zaman haksızlığa uğramış olan insanlar utanıyor. Tecavüz sonrası kendini toplumdan soyutlayan bu insanların bunu yapmalarındaki en büyük neden maalesef yine ahlaklı gibi duran toplumdur. Tecavüz ya da tacize uğrayan insanlara bakarken vebalılara bakarmışcasına merak ve acıma duyguları ile bakan insanlar yüzünden suçlular yerine suçsuz insanlar mahkum ediliyor.

Dünya üzerinde en çok taciz ve tecavüz olayları ile karşılaşanlar sanırım biz travesti bireyler oluyoruz. Nedense sesimizi yükseltmemizden faydalanmak bizi toplumun gerisine atmak isteyen vicdansız insanlar bize yapılanlara kulaklarını tıkarken, bizim başımıza gelenlere ses çıkartmadıklarında toplumda ahlaksız sayısının artacağını ve bir gün kendi kızlarının ve çocuklarının tehlike altına gireceğini hesaplamıyorlar.

Çok biline bir atasözü der ki balık baştan kokar. Kötü bir olayın kimin başına geldiğine bakmaksızın eşit bir duruş sergilense sanırım yaşanan bu ahlaksızlıklar ve bu yaratıklar bu kadar rahat hareket edemez.  Ahlak bir insanın içindeki polistir. Doğruyu ve yanlışı önce kendi vicdanına sorması gereken insanların içlerindeki polisi harekete geçirmeleri şarttır. Yoksa daha nice genç kızımız bu yaratıkların elinde oyuncak olur. İçine kapanır ve intiharın eşiğine gelir. Eğer tecavüz suçu için bir halk oylaması yapılsa idamın geri gelmesine evet diyecek milyonlar bu ülkede, maalesef bu bilinmesine rağmen hiç giremeyeceğimiz bir Avrupa Birliğinin kurallarına uymak zorunda bırakılıyoruz. Geçen yıl tecavüze uğrayan Antalya travestilerinden bir arkadaşımızın davasında tecavüzcü önünü ilikledi, üstelik zaten tecavüz ettiği kişi bir travestiydi denilerek indirim yapıldı. Bizler tecavüz suçu karşısında topyekun birlik olup, el ele yol alırsak ve ne olursa olsun tecavüz davalarında indirimi ve hafifi cezaları kabul etmezsek belki bir şeyler değişmeye başlar Yoksa hiçbir kadının bu ülkede can ve namus güvenliği yok demektir. Bizler bu insanlıktan nasibini almamış yaratıkların aramızda dolaşmasına katlanmak zorunda değiliz. Sevgiyle kalın.

 

Filmler ve gerçek hayattaki karşılıkları

Dünya üzerinde pek çok gerçek hayattan alıntı filmler çekilmiştir ya da bunun tam tersi bir yönde bir kitabın uyarlaması filmler yapılmıştır. Baz psikolojik bozukluğa sahip garip insanlar cinayet romanlarından etkilenip, seri katil olurken, bazı insanlar okudukları kitaplardan etkilenip senaryolar yazmıştır. Ancak hiç biri beni son yaşanan uçak kazası kadar ilgilendirmedi. Belki uçağa binmeyi sevmediğimden olacak (kendimin kontrol etmediği araçlara pek sıcak bakmam) uçak kazaları çok ilgimi çeker. Kurtulanının pek olmadığı uçak kazalarından sonuncusu Fransa’da yaşandı. Olayı televizyon ve gazetelerden takip edenler de bilirler suçlu olarak yardımcı pilot gösterildi ve bu kişinin psikolojik sorunları yüzünden koca uçağı düşürdüğü ve yüzlerce insanın ölmesine neden olduğu açıklandı.

Düşünün binlerce fit yükseklikte uçuyorsunuz, uçak düşmeye başlıyor ve sizin yapacak hiçbir şeyiniz yok. Umarım kimse böyle bir durumla karşılaşmaz ama hayat bu belli olmaz sonuçta herkes alnına yazılan kaderi yaşamak zorunda. Benim Antalya’da oturduğum yıllarda tanıdığım bir travesti arkadaşın uçak korkusu vardı mesela gideceği her yere toplu taşıma aracıyla gitmek yerine illa ki kendi kullandığı araba ile giderdi. Bir gün nedenini sorduğumda bana “ipler elimde olunca içim rahat ediyor” demişti.

İçinizde böyle düşünen başkaları da olabilir sonuçta her fikre saygı duymalıyız.  Benim asıl kafamı kurcalayan mesele ise son yaşanan uçak kazasının bire bir aynısının geçen yıl film olarak çekilmesi ve katilin sanki bu filmi izleyip planını öyle yapması. Çünkü film İspanya’da geçiyor ve düşen uçakta İspanya’dan havalanmış, Sanırım katil başta da belirttiğim gibi izlediği bir filmin etkisinde kalarak yola çıkmış. İspanyol yapımı filmde konu şu şekilde gelişiyor. Bir kabin asistanı hayatı boyunca kendisine zararı dokunmuş olan herkesi aynı uçakta topluyor ve daha sonra kendisini bir şekilde kokpite kilitliyor. Uçaktaki insanlar oraya bir intihar girişimi için toplandıklarını fark ettiklerinde ise yapılacak bir şey kalmamış oluyor çünkü kabin amiri çoktan uçağın burnunu yere doğrultmuş ve hızla irtifa kaybeden uçakta sadece dua edecek kadar vakitleri var. Filmin konusu ve Fransa uçağında yaşananlar herkeste aynı duyguları uyandırır mı bilemem? Ama bana sorarsanız yardımcı pilot intihar planını yapmadan önce bu filmi defalarca izlemiş olmalı.

Çabuk etki altında kalan bir toplum olarak, izlediğimiz ve okuduğumuz şeylere dikkat etmekte yarar var. Saygılarımla.

Nereden gördüm o zalimi

Yok bu sefer size şarkı türkü ya da film anlatmayacağım. Hayatınızın en heyecanlı bir anından ilk buluşmadan bahsedeceğim.

Eğlenceli geçmesini umduğumuz ama yere çakıldığımız ilk buluşmalar, bize tarifsiz sıkıntılar yaratırken, her şeyi elimize yüzümüze bulaştırmaktan geri kalmayız. Bir insanı birkaç dakika görüp işte aradığım tip diyebiliriz belki ama asla onunla baş başa birkaç saat geçirmeden karar vermeyelim. Sizin beyaz atlı prensinizin içinden bir ayı ya da bir tavşan çıkabilir.

Genellikle birbirinden hoşlananlar karşılıklı telefon numaralarını yazarlar rehberlerine ve sonra da biri çıkıp arasın beklenir, genelde erkek ilk arayan olur. Bizim geleneklerimiz bu şekilde çünkü oysa Avrupa ülkelerinde kimin önce aradığının bir önemi yoktur. Her neyse konumuza dönelim. Beğendiğiniz erkek sizi arayıp bir akşam yemeğine davet etti. İlk buluşmada karşı tarafla iyi anlaşmış, ortak zevkler bulmuş vaktin nasıl geçtiğini anlamamışsanız işler yolunda demektir. Bu kadar şeyi nerden biliyorum derseniz çevrem geniş, arkadaşlarım genelde neşelerini, dertlerini gelip bana anlatırlar bir yerde adım da sır küpüne çıktı. Bu yazdıklarımı da en son yeni bir ilişkiye başlayan Bursa travestilerinden Ayda’nın anlattıklarına istinaden yazıyorum. Bu aralar ben yeni bir ilişkiye hazır olmadığım için kendi deneyimlerimi olunca anlatırım. Dediğim ilk buluşma çok önemlidir ve birlikteliğin geri kalan kısmı her zaman bu ilk buluşmaya göre şekillenir. Peki ilk buluşmada sıkıntılar yaşanırsa; Gittiğiniz yerde karşı taraf garsonlara ve size kaba davranırsa, özensiz bir kıyafet ve saç sakalla buluşmaya gelmişse üstelik siz onun için saatlerce hazırlanmıştınız.

Bütün bunlar tamamsa ama adam tam bir görgüsüzce mesela sürekli son model arabasını, evini, yurt dışı seyahatlerini anlatmaya başlamışsa, bu da başa gelebiliyor çünkü Muğla travestilerinden Azra, böyle bir ayıdan yeni kurtuldu. Onun ilk buluşması da aynen bu anlattığım gibiydi ama o bizim ikna çabalarımıza kulaklarını tıkayarak, bu ilişkiyi yaşamakta ısrar etti. Sonra da nerden gördüm bu zalimi  türküsü eşliğinde aşk acısı yaşamaya başladı.

İşte sırf bu yüzden ilk buluşmada karşı tarafın size uygun olup olmadığına dikkat etmeniz yanlış kararlar vermemeniz gerekiyor. İlla biriyle çıkmak zorunda olmadığınız doğru insanın mutlaka bir gün karşınıza çıkacağını unutmayın. Hayatı mutlu yaşamak, hayvanat bahçelerinden uzak durmak, sizin elinizde. Sevgiyle kalın.

 

 

 

 Polen alerjisi

Yine yeşillendi ağaç dalları, başladı bitmek bilmeyen polen alerjisi diyerek şu anki durumumu özetleyebilirim. Mevsim geçişlerinin yaşandığı dönemlerde polene alerjisi olanların bilmesi gereken bazı kurallar vardır ben de yıllardır bu illetle münasebetim nedeniyle kuralların hepsini ezberledim. Benim gibi alerjisi olanların iyi bildiği tek şey baharın herkesi neşelendirdiği yer de bizleri hasta ettiğidir.

Sabahları polenlerin dolaşımının fazla olduğu saatlerdir ve ölümcül derecede acele bir işiniz yoksa sokağa çıkmanız tavsiye edilmez. Yani herkes baharın gelişini kutlarken siz evinizin bir köşesinde sessizce oturmak zorundasınız. Ayrıca her akşam yatmadan önce almanız gereken antihistaminik hap olmadan gün boyu dışarı çıkmanız doğru olmayacaktır. Ankara travestilerinden Sanat, dışarı çıkmak için öğleden sonrayı bekliyor ve bütün işlerini çarcabuk halledip, tekrar evine dönüyor.

Bu eziyet bununla kalsa iyide bir de eve döner dönmez saçlarınıza, kaşlarınıza ve bilumum tüylerinize yapışan polenlerden kurtulmak için duş almanız da şart. İlacınızı aldınız, eve girince duşunuzuda aldınız ama yine de burun akması göz sulanması şikayetleriniz devam ediyorsa eyvah ilaca bağışıklık kazandınız hemen kullandığınız ilacı değiştirip, yeni bir ilaçla yolunuza devam etmeniz gerekiyor.

Bilim adamlarının alerjinin nedenlerini bulması çok güzel fakat hala 21. Yüzyılda bir tedavi yöntemi bulunamaması biz alerjik bünyeye sahip insanları pek çok şeyden mahrum bırakıyor. Belki yurtdışında bir aşı bulunmuştur ama henüz ülkemize gelmediği belli, gelseydi bu alerjiden kurtulmak için mutlaka alırdım.

Benim gibi tanıdığım pek çok travesti arkadaşında polen ya da yiyecek alerjisi var, mesela geçenlerde çıktığı bir yemekte yediği tatlıdaki laktozdan zehirlenen İzmir travestilerinden Bade, arkadaşlarının yardımıyla hastane yetiştirildiğinde dilinin ve boğazının şişmesi sonucu çok zor nefes alabilecek bir haldeymiş, sanırım anafilaktif bir şoka giren arkadaşımızı doktorların müdahalesi kurtarmış. Alerjik reaksiyonlar basit gibi görünse de bazen nefes borusu ve yemek borusundaki tıkanmalar yüzünden ölüme sebebiyet verebiliyor.

Hayatını ağrı kesici haplarla yaşamak zorunda kalmak, baharın tadını doyasıya çıkaramamak, yeşil çimenlerin üzerinde piknik yapıp, uzanamamak oldukça zorken,çantanızda kağıt mendil rulosu ile dolaştığınız için adınızın selpak kıza çıkması inanın daha da zor.O yüzden alerji ile boğuşan herkese acil şifalar diliyorum. Umarım yaz bir an önce gelir ve bizlerde sağlıklı günlerimize kavuşuruz. Sağlıkla ve esenlikle kalın.

 

 

Son dakikada yerlere serilmek

551016d30f2ab8113c8a5ab9

Maç da son dakikalar gelmiş sen önde gidiyorsun aman tanrım açtı şom ağızlı spiker ağzını son dakika golü kalende patladı. Hem de kim attı senin Ülkende ekmek yemiş futbolcu, işte tüm hafta sonum bu maçın ızdırabı ile geçti. Tam doksan dakika bir sıfır önde gittiğimiz Hollanda maçının sevinciyle internette yazılar kaleme alıyor şiirler methiyeler diziyordum ki, spiker bir anda değil 6 dakika 16 dakika olsa alırız bu maçı diyiverdi. Sonuç tabi hüsran yedik doksan ikinci dakikada beraberlik golünü, ben artık yerimde durabilir miyim? Sinirden kapıları tırmalamaya başladım. Yanımda bulunan kader arkadaşlarımın hali benden de beter yalnız hele Adana travestilerinden Bade, ekrana kilitlenmiş baka kalmış, yerinden hiç oynamıyor. Bursa travestilerinden Ayça, konfeti patlatacaktı maç sonrası galibiyeti kutlamak için onda da ses yok. Bu golü sanki sadece ben fark etmişim ya da zaman durmuş.

Hayat sen ne çabuk harcadın bizi be, yuh olsun sana şu kadar cık mutluluğu çok gördün. Oldu mu şimdi, oysa dediğim gibi ben ne hayaller kurmuştum maç sonrası için İstanbul’un bütün caddelerini inletecek, havalı kornama sonuna kadar basacaktım. Hayallerimiz ve biz bir sonraki bahara kaldık. Zaten ne zaman bir şeyi çok istesem hep bir son dakika golü yemişimdir hayattan, melankolik diyorlar bana ya ne olsaydım bu kaderin karşısında, yok arkadaş ben bir daha maç izlemem.

Öbür kanalda ne güzel Survivor yarışması vardı. Aç insanların bir parça ekmek için kapışmasını izlemek daha çok zevk verirdi bana, stresimi atıp onların haline gülerken, kendime şükrederdim. Bak yine sinir küpüne döndüm. Millette benden pek farklı sayılmaz yani, sosyal medya yenilginin verdiği şoku atamayanlarla kaynıyor. Eski Türk filmi replikleri sayfalarda boy boy geziyor. Şimdi bir Orhan Gencebay şarkısı patlatılır hani. Olmadı Bülent Ersoy dinleriz. Ama benim tercihim batsın bu dünya, şu yeşil sahalar da içinde olsun. Özellikle o golü kalemize attıktan sonra topu karnına sokup, sevinç çığlıkları atan futbolcu, alacağın olsun senin. Son dakika da yenecek halt mıydı şimdi bu golü atmak. Eline ne geçti yetmiş milyonu kendine düşman etmekten başka, her neyse biz her zaman olduğu gibi önümüzdeki maçlara bakalım. Bu saçma yenilgiyi hafızamın en derin yerine gömüp, yeni günü selamlıyorum. Sevgiyle kalın.

Erkek arkadaşın hangi Ülkeden?

Kadınları anlamayan kaba saba, vurdumduymaz mı oluyor bu erkeklerin hepsi yoksa dünyanın bir yerlerinde yaşayan harika erkeklerde var mı? Eğer varsa ben ülkeye irtica etmek ve orada yaşamak istiyorum.

Sırf bu merakım yüzünden dünya erkekleri üzerine internette bir araştırma yaptım. Bakalım neler çıkmış.

Dünyanın en yakışıklı erkeleri olarak bilinen İtalyanlar, oldukça bakımlı ve romantiklermiş mesela ama iş sekse gelince genellikle sınıfta kalıyorlarmış. Üstelik bana soracak olursanız öyle çok bakımlı erkek hiç benim tarzım değil. O yüzden bakımlı ve kibar erkek arayan Bursa travestilerinden  Sanat’ı   İtalya’ya gönderme kararı alıp ben biraz daha  araştırayım dedim.

Fransız filmlerinde gördüğüm sarışın ve iyi öpüşmeleri ile bilinen Fransız erkekleri, partner olarak ideal gibi görünse de aslında sadece çok iyi bir sırdaş olabildiklerini öğrendim. Az konuşan sizi bolca dinleyen anlayışlı ve kibar erkekler Fransızlar ama galiba aradığım erkek profili bu da değil. Almanların çalışma ve yaşama hayatlarında çok disiplinli olduğu bilinir. Aslında yakışıklı da sayılırlar, beni iten tek şey ise çok ciddi olmaları, o kadar ciddiyet sıkıcı gelir bana, yok galiba ben bir Alman erkeği ile de yapamam. Kuzey ülkelerin erkekleri ise yaşadıkları şehirler kadar soğuk oluyorlarmış hatta bir o kadar da cimri bizim erkeklerimiz bir bayana hesap ödetmezken onlar yediğinizi, içtiğinizi size fatura ediyorlarmış Bu kadar kabalık olmaz artık.

Amerikan erkeleri ise bağlanmaktan korkan, şişman bağımsızlığına düşkün ve bir o kadar da kaba erkekler tabi Amerika’da yaşayan her erkeği Amerikan erkeği diye saymazsak. Biliyorsunuz Amerika içerisinde neredeyse her milletten insan yaşıyor ve hepsi kendini Amerikan vatandaşı diye lanse ediyor. Geçen yaz Bodrum travestilerinden Ayda, Amerika’nın New York şehrine seyahat etti. Orada en beğendiği erkeklerin hep İtalyan çıktığını söyleyip durdu. Kısacası Amerika’da ne çıkarsa bahtınıza.

Bir İspanyol erkeği ile karşılarsanız size şiir okumasından, romantik ve yakışıklı oluşundan hatta sıcakkanlı oluşundan bu kesin bir Akdeniz erkeği dersiniz. Aman dikkat anında sizi kendilerine aşık edebilirler. Ama işte bunlar da ayran gönüllü oluyorlar her çiçekten bal alama derdine düşüp sizi hemen bırakıyorlar. Dünyanın en ucuna Japonlara bakacak olursak çekik gözlü, ufak tefek sevimli erkekler olsalar da hiç benim tipim değiller. Zaten erkeğin hangi ülkeden olduğunun ne önemi var ki adam olsunlar yeter. Yoksa kendi ülkenizde de yakışıklısı, kibarı, kabası, centilmeni, İşe yarayanı yaramayanı sürüsüne bereket. Şansınız açık olsun iyisine denk gelin yeter. Saygılarımla.

Ağaçların kralı

zeytin_agaci

Ağaçlar kendilerine aralarından bir kral seçmeye karar verirler çünkü her kafadan farklı bir ses çıkaran ağaçların tek bir elden yönetilmesi gerekmektedir. Önce zeytin ağacına giderler ama zeytin ağacı bana verilen bu nimeti bırakıp, kral olamam cevabını verir, Asma ve incirden de olumsuz cevap alan ağaçlar kara çalıyı kendilerine kral seçerler çünkü kara çalının geride bırakabileceği hiçbir şeyi yoktur. İşte kral olmayı hak eden ve insanlara faydalı olmak adına krallığı ret eden ağaçtır zeytin.

Dünyaya gönderilmiş bütün kutsal kitaplarda geçen bir meyve vardır. Kutsallığın, barışın zaferin ve refahın sembolü olan zeytindir o meyve, arınmak ve yeniden doğmak kısaca insanlık denince de ilk akla zeytin gelir. Dünyada yeşeren ilk ağaçtır zeytin ağacı ve milyonlarca yıldır meyvesinden çıkanlarla bizlere sabun, ilaç, dertlere deva, yağıyla şifa olmuştur.

Türkiye’de birçok ili gezmiş olmama rağmen, beni en çok etkileyen, yaşlılığımı geçirmek istediğim şehir Balıkesir’dir. Özellikle Ayvalık zeytinlerinin o muhteşem görüntüsü beni öylesine cezbeder ki, burayı hiçbir yere değişmem. Balıkesir travestilerinden güzeller güzeli zeytin gözlü Aysıma’yı buraya her geldiğimde ziyaret ederim. Her seferinde ışıl ışıl parlayan gözleri sanki bu topraklardan fışkıran iri yeşil zeytinler gibi gülümser.

Zeytin ağacı ile ilgili pek çok efsane dilden dile dolaşmaktadır gerçeklik payı var mı yok mu bilmiyorum ama benim en çok beğendiğim hikayeyi sizlere anlatmak isterim; Yarattığı âdemoğlunun yeryüzüne kötülük tohumları saçtığını gören Tanrı, onu bir tufanla cezalandırmaya karar verir. Ve Hazret-i Nuh’a bir gemi yapmasını, bu gemiye her temiz hayvandan erkek ve dişi yedişer, her temiz olmayan hayvandan erkek ve dişi ikişer ve kuşlardan da erkek ve dişi yedişer tane almasını söyler. Ardından büyük tufan başlar, Hazret-i Nuh ve gemisindeki canlılar hariç, yeryüzü üzerinde yaşayan her şey silinir. Tufan durulduğu zaman Hazret-i Nuh, suların çekilip çekilmediğini anlamak için geminin penceresinden bir güvercini güneşin battığı yere doğru salar. Sular çekilmediği için güvercin gemiye döner. Hz. Nuh, yedi gün sonra güvercini tekrar salar. Güvercin bu sefer, ağzında yeni koparılmış zeytin yaprağıyla gelir. O zaman Nuh, suların yeryüzünden çekildiğini anlar. Ağzında zeytin yaprağı tutan güvercin, o günden bu güne, ümidin, bolluğun, esenliğin ve barışın simgesi olur. Tufanın yok edici gücüne karşı direnen zeytin ağacı ise ölümsüzlüğün.

Ölümsüzlüğün ilacını bulduğu söylenen lokman Hekim bana sorarsanız zeytini bulmuştur. Eğer o gün dereden geçerken bulduğu ölümsüzlük ilacını suya düşürmeseydi, zeytinin ölümsüzlük ilacı olduğu kanıtlanacaktı.” Kıyametin kopacağını bilsen de elindeki fidanı dik”  diye görevlendirilen insan nesli olarak ağaçların kıymetini bilelim. Onlar varsa biz varız, dünyada hayat var ve sonsuzluk bir ağacın gölgesinde uzanmakla başlar. Saygılarımla.