Yemeden duramamak

Bazı insanlar yemek yemeği bir eğlence haline getirmişler yemek yemeden duramaz olmuşlar. Bu insanlar maalesef obezite hastalığın pençesine düşmekten kurtulamıyorlar. Peki bu durumun bir hastalık olduğunu hiç düşündünüz mü? Maalesef genetik, hormonal ve psikolojik bozukluklara bağşlı olan bu yeme hastalığı en çok kadınları vuruyor. Kadınlar narin yaratıklar oldukları için hayat içerisinde pek çok şeyden kendilerine sorunlar çıkarıp mutsuz olabiliyorlar. Tıpkı travesti Esme gibi,  Esme bu rahatsızlığı yüzünden sürekli yemek yiyen yemeden yaşayamayan biri haline döndüğünde bir operasyon geçirmeye karar vererek midesini küçülttürdü. Fakat sonrası daha beter bir hal alan durumu yüzünden toplum içine çıkamaz duruma geldi.

Aslında baştan hata yapmış öncelikle onu yemek yemeye iten sebepleri araştırmamıştı. Kendisine son gittiği doktor bir psikolog yardımı alın deyince jeton düştü. Sonrasında rahatsızlığının psikolojik bir nedenden kaynaklandığını ve öncesinde o sorunuyla baş etmesi gerektiğini öğrenmişti.

Aramızda pek çok kadının muzdarip olduğu fazla kiloların altında psikolojik nedenler olabileceğini de bu sayede öğrendik. Kadınların %40’dan fazlasının obez olduğu ülkemizde aslında en başında kadınların maruz kaldığı sorunlarla başa çıkamaması yer alıyor. Toplum tarafından yeterli desteği görmeyen, amacı olmayan kadınların daha çok karşılaştığı bu sorunun çözümü için öncelikle cerrahi operasyon yerine altta yatan kaynağı bulmak gerekiyor.

Dünya üzerinde 3 milyona yakın insan obezite ile karşı karşıya ve çare her zaman diyet yapmak ya da az yemek olmuyor. Bunun bir hastalık olduğunu kabul etmek ve tedaviye başlamak çok önemli, maalesef bende genetik nedenlerle sıklıkla kilo alıp veren biri olarak, diyet programları yapmaktan yoruldum. Zaten her diyetisyen ayrı bir şeyler söylüyor ve bir süre sonra kafanız çorba oluyor. En sağlıklı olanının öncelikle hastalığımızı teşhis koydurmak olduğunu travesti Esme’nin yaşadıklarından sonra öğrendim.

Kısa bir süre önce neden bu kadar çok kilo alıp verdiğimi öğrenmek amacıyla bir aile danışmanıyla görüştüm. İnanmazsınız neredeyse yedi sülalemin kilo geçmişini öğrenmek istedi. Bunu genetik yapının neden olduğu kiloya bağlı bir hastalıkla karşı karşıya olduğunda yaptığını  söyleyince ailemde bir araştırma yapıp gerekli bilgileri doktoruma verdim. Benim sorunum kesinlikle genetik yatkınlıkmış ben ömrüm boyunca az yemeğe ve fiziksel aktivite yapmaya özen göstermem gerektiğini öğrendim. Siz de fazla kilolarınızdan şikayetci iseniz mutlaka diyet falan yapmadan bir doktora muayene olun ve psikologa gitmeyi de ihmal etmeyin.  Mağazalarda satılan  küçük beden elbiselere girebilmenin başka yolu yok. Sağlıklı günler.

 

 

 

 

Aşk cesaret ister

Klasik aşk filmleri izlemekten sıkılanlar için size bir film önermek istiyorum. Cesaretin var mı aşka? Kalıpların dışında sadece romantizm içermeyen filmin konusu kısaca şöyle; Marion Cottillard ve Guillaume Canet’in başrollerini üstlendiği Jeux d’Enfants annesi kanser ve ölmek üzere olan Julien ve göçmenliğin zorluğu ile başa çıkmaya çalışan Sophie’nin hikayesini anlatıyor. Bu iki çocuğun oynadıkları cesaret oyunu her geçen gün aşklarını alevlendiren, onları bir yandan zevk verirken,  bir yandan ise işkence eden bir hale dönüşür. “-Cap ou pas cap? –Cap!” (-Var mısın yok musun? -Varım!) diyerek sürekli iddialaşan Sophie ve Julien’in hikayesi zamanla hayatın zorluklarının da onlara yaşattıklarıyla tam bir yıkıma dönüşür. Pempe aşk masallarından sıkılanlar bu filmi izleyebilir. Bu hafta sonu ev arkadaşım travesti Ayla ile birlikte DVD’sini alıp izlediğimiz film bizi adeta büyüledi.

Sevgilinizle el ele izlemek için yerli bir film de seçtik. Haftanın filmi Başka Dilde Aşk Mert Fırat, Saadet Işıl Aksoy ve Lale Mansur’un başrollerini paylaştığı filmin hikayesi çok çarpıcı.  İşitme engelli Onur ile çağrı merkezinde çalışan Zeynep’in aşkını anlatan film, aşkın hiçbir engel taşımayacağını şiirsel bir dille seyirciyle buluşturuyor. “Konuşmadan anlaşmak mümkün müdür?” sorusuna cevap arayan film ötekileştirmenin her türlüsüne karşı dururken bir yandan da insanın içini burkuyor, acıtıyor, güldürüyor, umutlandırıyor. Filmin bir benzerini görme engelli kızla aşk yaşayan bir gencin hikayesi olan Sadece sen de izlemiştik. Sadece sen ile pek çok benzerlik taşıyan bu filmin de teması aşkın engel tanımadığı, aşk insanı nerede olursa olsun yakaladı mı bırakmıyor.

Sadece sen filminde yakışıklı aktör ibrahim Çelikkol ve görme engelli sevgiliyi oynayan Belçim Bilgin harika bir iş çıkarmışlardı. Televizyonlarda da defalarca gösterilen filmi izlemeyenler varsa iki filmi bir arada da izleyebilirler. İster görme engelli ister işitme engelli olsun aşık olduğunuz kadın için neler yaparsınız sorusunu bizlere sordurtan filmler aşkın gücünü kanıtlamak ve aşk için ölmeye bile değeceğini anlatmak için çekilmişler.

Leyla için Ferhat’ı çöllere düşüren, Aslı için dağları deldiren aşk hiç eskimeyen ve eskimeyecek bir konu belki de beyaz perdeye bu kadar çok konu olması da bu yüzdendir. Ayağımızı yerden kesen aşklar yaşamak kalbimizi hızla çarpıtırken, bizlere dünyanın yaşanılacak bir yer olduğu gerçeğini hatırlatır. İnsanlığın ilk gününden beri var olan aşk Adem ve Havva’ dan başlayıp, kimde son bulacağı belli olmayan bir duygudur. Mert Fırat da Aşk cesaret ister filmi ile travesti Ayda’nın aşık profilini tutturmuş görünüyor. Güzel tende değil gözdedir  diyen halk şairi ”güzelliğin beş para etmez bu bende ki aşk olmasa” diyerek aşkın en güzel tanımını yapmıştır. Aşk dolu yıllar dilerim. Hoşçakalın.

 

 

 

Angelina’nın Düğünü

Dünyanın en güzel kadını olarak lanse edilen Angelina Jolie, geçtiğimiz günlerde dünyanın en yakışıklı erkeği olan Brad Pitt ile dünya evine girdi. Daha önce 3 evlilik yapmış olan Jolie, film setinde tanıştığı Pitt ile büyük bir aşk yaşamaya başladığında Brad  Pitt evliydi. İkinci evliliği sırasında kimsesiz bir çocuğu evlat edinen Jolie bu davranışını diğer evlilikleri içerisinde tekrarlayarak tam 3 evlatlık çocuk sahibi oldu.

Fransa’da gerçekleşen evlilik törenleri sahte çıkan çift basına bir açıklama yaparak aslında Amerika’da evlendiklerini tüm dünyaya ilan ettiler. Basını kandırmayı başaran ünlü çift gündeme bomba gibi oturdu. Ankara travestilerinden Aysıma, Brad Pitt hayranı olduğu için evlilik haberini duyunca çok üzüldü.

Nikah fotoğraflarını Hello ve People dergisine 2 milyon dolara (4.4 milyon TL) satan çiftin evlilik sözleşmesinde ilginç maddeler var. Ünlü çiftin 425 milyon dolarlık evlilik sözleşmesinin detayları açıklandı. Çiftin imzaladığı evlilik sözleşmesi, sahip olduğu milyon doların yanı sıra birlikte büyüttüğü altı çocuğu da kapsıyor. Sızan detaylara göre Brad Pitt’in Angelina Jolie’yi aldatması durumunda çocuklar, güzel yıldıza kalacak. Para konusunda ise her iki tarafın da evlilikten önce sahip olduğunu alacağına karar verildi. Evlilik sırasında kazanılan paranın bir kısmı ise çocukları Maddox (13), Pax (11), Zahara (9), Vivienne (6), Shiloh (8) ve Knox (6) arasında paylaştırılacak. Diğer kısmı yardım amaçlı yardım kurumlarına verilecek. Sözleşmede yer alan bilgiye göre; Pitt’in 240, Jolie’nin ise 185 milyon dolar mal varlığı bulunuyor. Jolie’nin ‘büyük gün’de üzeri çocuklarının resimleriyle süslü bir duvak giydiği ortaya çıktı. Gelinlik ise Versace’nin şef terzisi Luigi Massi’nin eseriydi. Angelina Jolie’nin evlilik yüzüğü çiftin yakın arkadaşı da olan Robert Procop’un tasarımı. Hatta yüzüğün tasarımında Pitt’in de katkısı var. Angelina Jolie’nin yüzüğünün değeri ise 250 Bin dolar. Çiftin düğün törenine sadece 22 kişi davet edilmişti. 39 yaşındaki Jolie, düğünde beyaz bir gelinlik giydi. Bir davetlinin “çok geleneksel ama aynı zamanda tam da Angelina’nın tarzı” diye tanımladığı gelinlik antika dantel ve ipekten dikilmişti.

Evlatlık çocukları Maddox ve pat tarafından babalarına takdim edilen gelin Angeline yine dünyanın en güzel gelini olmayı başarmıştı. Çiftin her yaptığı magazin basının tarafından ilgiyle izlenirken be travesti arkadaşım Aysıma’yı teskin etmeye gittim.  Ona da bir Brad buluruz umarım. Herkese sevdiği ve sevildiği bir hayat dileklerimle hoşcakalın.

 

Kil mucizesi

Dün akşam saatlerinde trans birey Eylül Cansın, Bogaziçi köprüsünden atlayarak hayatına son verdi. Yaşadığı sıkıntılı hayata bir son vermek isteyen Cansı Face book sayfasından annesine ve sevdiklerine bir mesaj gönderdi. Cansın, “Yapamadım. Yapamadım çünkü insanlar bana izin vermedi. Çalışamadım. Bir şeyler yapmak istedim yapamadım. Bana çok engel oldular. Beni çok mağdur ettiler. Herkesi Allah’ıyla baş başa bırakıyorum.” ifadelerini kullandı. Bir mesaj da annesine gönderen Cansın okuyanları gözyaşlarına boğdu.

Cansın, ağlayarak ”Anne, benim evde küçük bir köpeğim var. Onu senin alacağını, ona çok iyi bakacağını biliyorum. Anne, onu sana emanet ediyorum. Ona her baktığında beni hatırla tamam mı? Sadece beni hatırla. Ve onu hiç kimseye verme.” dedi. Polislerin ikna çalışmalarına rağmen intihar eden Eylül Cansın için Allah’tan rahmet diliyor ve bu intihar eden bu son travesti birey olsun diyoruz. Tarihte kadının güzelliğini borçlu olduğu bir madde kildir. Kil eski çağlardan beri güzellik maskesi olarak kullanılmaktadır. Kil ülkemizde pek çok bölgeden doğal olarak elde edilmektedir. Kil sarımtırak, kırmızımtırak, esmer gibi renklerde bulunur. Bu özelliğini bileşiminde bulunan yanıcı maddeler verir. Kilin yapısı itibarıyla su çekme özelliği vardır ve plastisite, kohezyon,renk ,rötre özellikleridir.

Plastisite, kilin kolayca şekil almasını sağlar. Bu sayede kil heykel ve mutfak malzemesi yapımında kullanılır. Eskiden kille yapılan çanaklarda yemek yenirken, kilden yapılan testilerle su içilirdi.

Kohezyon, kile verilen şeklin bozulmamasını sağlar kil su ile yoğrulduğunda verdiğiniz şekil kil kuruduğunda kırılmaz ve bozulmaz. Kil doğada pek çok renkte bulunur doğal rengi beyaz olan kil, esmer, kırmızı, menekşe rengi ve siyah renklerde de olabilir. Kil özellikle saç temizliğinde yaygın olarak kullanılan bir mineraldir. Kilin pahalı peelinglerin yaptığı işi çok daha ucuza yaptığını da söyleyebiliriz. Kil ölü derileri atarak insan vücudunun yenilenmesine yardımcı olur. Eskiden kadınlar hamamlara giderken yanlarına mutlaka bir parça kil alıp bu kil ile temizlenirlerdi. Kil ile masaj yapılan bölgelerde kirler ve tozlar kaybolurken ayrıca yağlı ciltler ve sivilceler de yok olur. Ayrıca kil maskeleri kozmetik mağazalarında satılmaktadır. Buradan elde edeceğiniz ya da aktarlardan alacağınız kil ile yüzünüze haftada 2 kez maske uygularsanız siyah nokta ve pürüzlerinizden kurtulabilirsiniz. Makyaj malzemelerine harcadığınız paranın çok küçük bir bölümü ile alabileceğiniz kilin faydaları saymakla bitmez. Travesti bir arkadaşım hazırladığı kil maskesi ile harika bir cilde sahip oldu. Siz de ne varsa eskilerde var diyerek, kil maskesi yapıp, bütün vücudunuza uygulayabilirsiniz. Sadece gözlerinizden ve dudaklarınızdan uzak tutmanız gereken kil minerali sayesinde yaşlanmayı geciktirmek de mümkün olmaktadır.  Güzelliğine düşkün bayanların mutlaka kili denemeleri gerekir. Deneyin ve  farkını kendi gözlerinizle görün. Sağlıcakla kalın.

 

 

 

Gümüş sevenler buraya

Latince ismi “Argentum” İngilizce ismi Silver olan gümüş şekil verilmesi en kolay olan madenlerden birisidir. Altın kadar olmasa da çok değerli olan gümüş kullanımı insanlık tarihi kadar eskidir. Rengi beyaz olan gümüş parlaklığı ile de kadınları büyülemektedir.

Bu nedenle mücevher olarak en çok tercih edilen maden gümüştür. Altın kadar pahalı olmayan gümüş, kolay eritilebildiği ve şekillendirildiği için çok fazla alanda kullanım imkanı bulmuştur. Hediyelik süs eşyalarında tutun da takı olarak da kullanılan gümüş eski çağlarda para olarak da kullanılmıştır. Gümüş sikke koleksiyonu yapan bir travesti koleksiyonuna paha biçemiyor.

Gümüş madeni tarihte bir çok yöntemle elde edilmiştir. Bunlardan en çok kullanılanı kurşunla karıştırma yoludur. Kurşunla birlikte fırında eritilen gümüş saf olarak ayrılır.

Bir de amalgama diye bilinen bir yöntem vardır. Çamur haline getirilen gümüş maddesi, tuz ve civa ile birleştirilerek saf gümüşün ortaya çıkarılması sağlanır. Saf gümüş aslında çok çabuk pas tutmaz yine de evinde gümüş eşya bulunan kişiler gümüşlerini ara sıra parlatmak zorundadırlar. Ayrıca gümüş elektrik  ve  ısıyı çok iyi ilettiği için elektrikli eşyaların yapımında kullanılır. Gümüş günümüzde pek çok alanda karşımıza çıkar. Bunların en bilinenleri; Fotoğraf sanayi, süs eşyası, dişçilik, pil yapımı, takı yapımı ve üste de bahsettiğimiz gibi elektronik alanıdır. Eskiden elektrik teli olarak kullanılan gümüş diğer alanlarda kullanımı artınca yerini bakıra bırakmıştır. Gümüş aynı zamanda deniz suyunun tuzdan arınıp, içilebilir hale gelmesinde de kullanılır. Dünyada deniz suyundan temiz içme suyu elde etme çalışmaları hızlanmıştır.

Gümüşlerin hava ile teması ile çok çabuk oksitlendiği bilinen bir gerçektir. Peki oksitlenen gümüşlerinizi evinizde nasıl temizleyebilirsiniz? Bunun için kullanılan basit ve pratik birçok yöntem bulunmaktadır. İçlerinden en kolay uygulanabilenleri sizlerle paylaşmak isterim;  Evinizde bulunan gümüş eşyanın üzerine bir miktar diş macunu sıkın ve suyun içine koyarak 1 saate yakın bekleyin. Daha sonra iyice durulayın arkasından kurulayın. Diğer bir yöntem kadınların evde temizlik maddesi olarak en çok kullandığı sirke ve karbonat ile temizlemek, . bir kabın içerisine  iki yemek kaşığı sirke koyduktan sonra kabı ile su ile doldurun, Sirkeli suyun içine iki yemek kaşığı kabartma tozu ekledikten sonra gümüş kolye, yüzük vb. aksesuarınızı bu karışımın içinde bir saat kadar bekletin. Aynı işlemi tuz ve limon suyu karışımı ile de yapabilirsiniz. Ben de travesti İclal olarak gümüş eşyalarımı bu şekilde temizliyorum, sonuçtan çok memnunum sizde zahmetsizce yapılan bu yöntemlerle gümüşlerinize yeniden parlaklık kazandırıp, ömürlerini uzatabilirsiniz.

 

 

Güzel kadınlar

Güzel olmak her kadının hayalidir. Başkaları tarafından beğenilmekten haz duyan kadınlar güzel görünmek için bildikleri her yolu denerler. Oysa güzellik kavramı kişiye göre değişir. Bazı erkekler tombul kadınları tercih ederken bazı erkekler zayıf kadınlardan hoşlanırlar. Sarışın kadın sevenler, esmer kadın sevenler hatta benli sevenler bile vardır.

Her yıl bir çok ülkede kadınların güzelliğini tescillemek adına yarışmalar düzenlenir. Güzellik yarışmalarında bulunan jüriler ünlü kişilerden seçilir. Bu yıl Almanya’da düzenlenen bir yarışmada güzeller internet üzerinde oylamaya sunuldu yarışmaya herkes jüri olarak katılabiliyor. Almanya yarışmada birinci olan güzeli noel 2014 güzeli olarak taçlandıracak. Güzellik yarışmalarını hiç kaçırmadan takip ettiğim travesti bir arkadaşımla bizde siteye girerek güzellere oy verdik. Bakalım kim kazanacak…

Bir kişinin “güzel” olarak vasıflandırılması , ister şahsi görüş olsun ister toplumun ortak değer yargısı olsun sıklıkla, kişilik, zeka, zerafet, cazibe gibi “iç güzelliğinin” ve sağlık, gençlik, ortalamaya yakınlık ve yaygınlık, cilt gibi “dış güzelliğin” bir birleşimine dayanır. Araştırmalar insanlarda beğenilerin ortaya çıkmasında, hayvanlarda olduğu gibi eş seçimi kriterlerinin en etkili fenomen olduğu olduğunu ortaya koymuştur. Dış güzelliği ölçmenin ortak bir yolu toplumun ortak kararı veya genel kanısı Güzellik yarışması gibi törenlerde ortaya konur. Ancak iç güzelliğin ölçülebilmesi, her ne kadar güzellik yarışmaları sıklıkla bunu dikkate aldığını iddia etse de daha zor olan bir konudur.

1960’lı yıllarda Ülkemizde tombul, göbekli kadın rağbet görürken, şimdilerde 36 beden incecik kadınlar rağbet görüyor. Bunun en önemli nedeni gelişen global dünyada her ülkenin kadınlarını karşılaştırma şansı bulmamızdan kaynaklanıyor. Güzeli güzel yapan en baş unsur beğenidir. “Güzelliğin 5 para etmez bu bendeki aşk olmasa” diyen ünlü aşık bu konuyu bir cümle ile çok güzel anlatmıştır. Tolstoy “Güzel olan  sevgili değildir; sevgili olan güzeldir.”  demiştir.

Kısacası güzellik göreceli bir kavramdır ve bir kısım jürinin oyları ile en güzeli belirlemek yanlıştır. Ona göre güzel olanı ben beğenmek zorunda değilim diyen Bursa travestilerinden bir arkadaşın görüşüne bu noktada katılıyorum.

Özellikle az gelişmiş ülkelerde güzellik yarışmaları kadınları bol paraya, şöhrete götüren yolun anahtarı gibi görülüyor. Güzel olmak uğruna bıçak altına yatıp sağlığını tehlikeye atan kadın sayısı da oldukça fazla,  fakat ne olursa olsun güzel olmak her kadın hayali ve bunun için bir bedel ödenmesi gerekiyorsa ödenmelidir. Orta yaş sonrası başlayan kırışıklıklar ve bedende bozulmaları geciktirmek için de bitkisel formüller ya da eczaneler de satılan kremleri kullanabilirsiniz. Sonsuza kadar güzel kalın.

 

 

 

 

Romantik mi, Gerçekçi mi?

Romantik akım, tarihte Fransız Devrimi ile ortaya çıkmış edebi bir olgudur. Oysa gerçekçilik tarihin ilk dönemlerinden beri insanoğlunun hayata bakış açısını tanımlamaktadır. Şiirlerde, şarkılarda ve filmlerde beğenilen romantizm gerçek hayata bazen uymayabilir. Ütopyada yaşamayı tercih eden romantikler, iş gerçek hayata uygulamaya gelince tökezleyip, kalırlar.

Beraber film izlediğim bir travesti arkadaşım romantik partnerinden övgüyle bahsedince aklıma bir soru takıldı, her şeyi romantizmle anlatmak mümkün müydü? Hayatın acı gerçekleri sadece romantik davranarak savuşturabilir miydi? Aynı şekilde sadece gerçekçilik kavramı yeterli gelebilir mi sorusunu da sorabiliriz. Bunların topluca cevabı sanırım yerinde ve zamanında yapılacak davranışlar olarak cevaplandırılabilir.

İnsanoğlunun doğasında ara sıra da olsa gerçeklerden uzaklaşmak ve yalan da olsa güzel sözler duymak dürtüsü yatar romantizmi bu kadar değerli kılan da bu dürtüdür. Akşam eşinize alacağınız bir hediye ya da kuracağınız güzel bir sofra sizi biraz olsun gerçeklerden uzaklaştırıp, romantik bir akşam geçirmenizi sağlayabilir ya da doğru ve dürüst yollarla seçilmiş birkaç güzel kelime herkesin aklını başından alabilir.

Romantizm akımının doğduğu yıllarda yazılmış edebi eserler okuyucular tarafından çok beğenilse de, realizm ve klasizm halen geçerliliğini korumaktadır.

Realist bir insan romantik olamaz demiyoruz ama romantik bir insanın çok gerçekçi olup olmadığı tartışılır. İnsanların özgürlüğü arttıkça romantizm de kendi içinde yükselme göstermiştir. Çünkü özgür bireyler hayatın gerçeklerinden kaçıp, romantik eserler vermeye meyil göstermişlerdir.

İnsan öyle derlenip toparlanıp bir köşeye atılacak bir eşya değildir, duyguları vardır ve bazen duygularının ön plana çıkarılması ve ona dokunulmasını ister. İşte romantizm tam da bu isteği karşılamak insanı değerli kılmak için gelişmiştir. Romantikler duygulardan beslenirler ve onlara göre insanlar duygularında beslenir ve burada aklın yeri yoktur. Oysa gerçekciler için durum bunun tam tersidir her şeyi akıl yoluyla açıklamaya çalışan, akılcı cevaplar bulmaya çalışan realistler toplumda değer kazanmak için doğruları ön plana çıkarırlar.

Doğadan ve güzel olan her şeyden beslenen romantikler için yer ve zaman kavramı onlar tarafından belirlenen, onların duygularını yansıtan nesnel konulardır ve subjektif konularla çok da ilgilenmezler.

Siz yanınızda güçlü bir romantik mi, yoksa bir realist mi taşıyacağınıza kendiniz karar vermelisiniz. Travesti bir arkadaşımın dediği gibi hepsinden biraz olan bir eş bulmak en mantıklısı olacaktır. Hayatınıza nasıl bir yön vereceğiniz özgür bir ülkede tamamen size bağlıdır. İster sonuna kadar bir romantik ister bir realist olun unutmamamız gereken insan olduğumuz gerçeğidir ve insan olarak yaşadığımız her duygu bize aittir. Bizi biz yapan duygularımız ve kalbimizden gelen sestir. Kalbinizin peşinden gidin ve yönünüzü kendiniz belirleyin. Sağlıkla kalın.

 

 

Ayrılmaz ikililer

Kagıt olmasaydı kalemin icadının bir anlamı da kalmazdı.

Hayatta birbirinden ayrı düşünemeyeceğimiz pek çok şey vardır. Leyla’yı Mecnun’suz düşünmek ne kadar anlamsız da bazı şeyler kendini tamamlayanlar olmadıkça hiçbir anlam ifade etmez bizlere,  simidi çaysız, ekmeği katıksız düşünmek gibi bir şey seveni sevdiğinden ayıramazsınız.

Sinemada da böyle ayrılmaz ikililer oldukça fazladır. Sessiz sinema dönemini hatırlayanlar Lorel ve Hardy’i hiç tek başına izlememiştir.

Güneye yaptığım bir gezi sırasında tanıdığım iki travesti arkadaş doğdukları günden beri hiç ayrılmadıklarını söylediklerinde çok şaşırmıştım. Komşu iki ailenin çocukları olan bu kişiler aynı mahallede büyümüşler ve ilk sırlarını birbirlerine vermişler. Bulundukları durum da ortak olunca birlikte yaşamaya karar verip, hiç ayrılmamışlar.

Benim de ayrılamadığım bir ikilim var mesela, cep telefonum telefonumu almadan asla bir yere gitmem. Bazı şeyler vardır yan yana geldiklerinde ne kadar harika durduklarına şaşarsın. Kuru fasulyeyi pilavdan,  döner ekmeği ayrandan ayıramazsın.

Şairin tutkusu olan şiiri ondan ayrı düşünemezsin. Müziğe aşık olanı şarkıdan ayıramayacağın gibi, patatese sormuşlar seni ne tamamlar diye ketçap ve mayonez demiş. Ayrılmaz ikili olmak zordur bir yandan da her şeyine katlanmak gerektirir.  Hayatta bunun gibi biri olmadan diğerinin değerinin anlaşılamadığı pek çok ikiliye rastlarsınız.

Çizgi film izlemeyi çok seven bir travesti Tom ve Jerry’nin ayrılmaz ikili olduklarını söyledi ben de ona katılıyorum . İnsanın ayrılmaz parçasının yaşadığı dünya olduğunu düşünenlerin sayısı da oldukça fazladır. Çünkü henüz insanın yaşayabileceği başka bir gezegen keşfedilmemiştir.

Benim için ise doğa yanı tabiat ayrılamayacağım beni ben yapan yerdir. Asla yeşili göremediğim bir evde oturmak istemem. Kapımı her açtığımda içeriye mis gibi dolan ıhlamur ağacından vazgeçemem. Beni ben olduğum için seven eşimden vazgeçemem.

Sosyal medya da okuduğum pek çok konuyu derinlemesine düşündüğümde insanların bağlanma ve birlikte yaşama ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Demek ki insan etrafında başka insanlar olmadan da yapamıyor. İnsanın ayrılmazı yine bir insan oluyor. Etrafımızda bulunan insanlara aynı zaman da ihtiyacımızın da olduğunu unutmadan yaşayabilsek belki de dünyada savaşların önüne geçebiliriz.

Bir travesti arkadaşımın da dediği gibi madem hepimiz aynı anne babadan geliyoruz o zaman neden bu kin, nefret  bu dünyaya da içinde yaşayan insanlara da sadece insan olmak için ihtiyacımız olduğunu unutmayalım. Bizi biz yapan her şeye dört elle sarılmak ve ayrılmaz ikililerimizi  var olduğumuz sürece yanımızda tutmak bizim elimizde ve şimdi tam zamanı kalbi vicdanla birleştirip ayrılmaz ikili yapmanın. Hadi kolay gelsin.

 

 

 

 

Herkes aynı mı üşür bu hayatta?

İnsanlar evlerde yaşamak zorunda mıdır? Sokaklar sadece hayvanlara mahsus mudur? Bilim adamlarının yıllardır çözemediği, üzerinde bir türlü anlaşamadığı binlerce konu vardır. Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan gibi, Bilim adamlarının aralarında anlaşamadığı çözümü bulunamayan konular uzayıp giderken, günlük hayatta da ikilemde kaldığımız pek çok konu kafa karıştırmaya devam ediyor, gelecekte de devam edecek.

Çok yaşayan mı bilir, çok gezen mi sorusuna kimileri çok gezen cevabını verirken ben olaya yeni bir boyut katıp, çok okuyan daha çok bilir diyorum. Okumak önemlidir peki okuma-yazma öğrenme şansı bile yakalayamayan köprü altı çocukları onlar nasıl öğrenecekler hayatı.

Arip ama gerçek; Yağmur altında yürüyen iki arkadaştan koşanla normal tempoda yürüyen arasında ıslaklık olarak fark olması gerekirken yapılan deneyler ikisinin de aynı derecede ıslandığını ortaya koymuştur.

Eski bir hikayede geçtiği gibi ben rahmeti çiğnememek için kaçıyorum demenin de bir anlamı kalmıyor. Yağmur yağarken sıcacık evimizde pencere kenarında oturup, seyrediyorsak bu güzelliğe doyum olmaz yok sokakta sırılsıklam olmuşsak kaçmaktan başka çare de bulamayız. Yağmur yağar, arap kızı camdan bakar, diyen tekerleme bile ağlamaz mı sokak çocuklarına bu buz gibi havada, ne kaçacak bir yer vardır ne de sığınacak bir delik sokakta yaşayan binlerce garibana.

Kuru havadan geçerken buluştuğu nem sonrası su damlacıkları olarak yere düşerkenyağmur, daha soğuk bir hava ile karşılaşırsa kara dönüşür ya da dolu olur üstümüze taş gibi yağar. Kışın geldiği şu günlerde beyaz gelinliğine sarılan dağlar gelinlik kız gibi gülümserken bize, ne yağmurun güzelliğinden ne karın bıraktığı ayak izimden vazgeçemeyeceğimi düşünürüm.

İkisinin de ayrı bir güzelliği, ayrı bir havası var, Fakat sokakta yaşamak zorunda kalan evsizler aklıma gelince istemem ne yağmur ne kar hep sıcak iklimlerde yaşayalım her zaman yaz mevsimi olsun isterim. Her mevsimim kendince güzelliği arasında üşümek de sevmek kadar zor gelir üstünde paltosu olmayanlara, bir ev anahtarı bile olmayan üstüne örtecek bir çaput bulamayan köprü altı çocuklarının hikayesini bilir misiniz? Çoğunun ailesi yoktur bu çocukların, yakınları sahip çıkmaz, yaz kış buldukları işlerde çalışıp, ancak karınlarını doyurabilen bu yavrucakların acıklı hikayesini filmlerde muhakkak görmüşsünüzdür. Ağlamaktan şişen gözlerle izlemekle yetindiğimiz bu çocuklar bizim çocuklarımızdır.

Bazen istemediği halde hamile kalan kadınlar doktorun yolunu tutarken, bazen çok istediği halde çocuk sahibi olammyan kadınlar gelir aklıma, adaletin bu mu dünya diye haykırmak geçer aklımdan, herkese eşit dağıtsa ne güzel olur du yaradan.

Trans bireylerde evlilik yapıp çocuk sahibi olmak için çok uğraşıyorlar fakat yasalar buna izin vermiyor maalesef, bir grup travesti İstanbukl’un kanayan yarsına parmak basmak ve bir çocuğun sorumluluğunu almak için düştük yollara çıktık köprü altlarına ve sonunda biz de kendimize yasal olmasa da bakacak, yetiştireck çocuklar bulduk. Şimdi onların annesi olmak adına sevgi ve ilgimizi eksik etmiyoruz. Sadece maddiyat değil manevi duygularla bakıyoruz kimsesiz çocuklara hem onlar hem biz mutluyuz bu soğuk kış gününde kapımızı sonuna kadar açıyoruz aç, susuz, kimsesiz gariban çocuklara, bilim adamları hala çare araya dursun biz kendi çaremizi bulmuştuk sonunda. Hoşcakalın.

Kommagene Krallığı

Adıyaman ilinin Kafta ilçesinde dünyanın en büyük krallığı olan Kommagene krallığı hüküm sürmüştür. Tarih kitaplarında, belgesellerde sıkça gördüğüm dev heykeller işte bu krallığın eseridir ve Türkiye topraklarında bizim gidip görmemizi bekliyor.  Nemrut Dağında bulunan bu heykelleri görmek benim de en büyük hayalimdi ve bu haylimi gerçekleştirmek için birkaç yola çıktık.

Nemrut’un o muhteşem hikayesini beraber dinlediğim arkadaşlarımdan bir tanesi, trans bir bireydi ve yol boyunca maalesef bizi izleyen gözlerin odağında  ilerledik. Yaşamaya gittiğimiz efsanenin büyüklüğü duyduğumuz travesti, gay laflarını gölgede bırakmaya yetiyordu. Yediğimiz içtiğimiz bize kalsın, sizlere efsaneyi ve Nemrut dağını anlatmak isterim;

Kommagene Krallığı, Güneydoğu Anadolu’da Güneydoğu Toroslar’la Fırat Nehri arasında kalan, batıdan Kilikia, kuzeyden Kappodokia ile sınırlı bir bölgede kurulmuştur. Bu alan günümüzde Adıyaman, Gaziantep, Kahramanmaraş illerini kapsamaktadır. Asur ve Hitit egemenliklerini yaşayan Krallığın Asur kaynaklarında, Geç Hitit Dönemi’nde “Kummuh” olarak adı geçmektedir. Büyük İskender’den sonra Selefkiler’in egemenliğinde kalmıştır. M.Ö. 162 yılında Mithridathes Kalinikos tarafından bağımsız bir devlet olarak kurulmuştur. Mithridathes, ataları olan Persleri, Makedonları ve bölgedeki diğer toplulukları bir araya getirerek kurduğu bu güçlü devlete Grekçe “Genler Topluluğu” anlamına gelen Kommagene adını vermiştir. Krallığın ilk merkezi Arsameia olup, başkenti Samosata (Samsat)’tır.

Mithridathes’ten sonra başa gelen Kral I. Antiochos Dönemi’nde Kommagene Krallığı en görkemli devrini yaşamıştır (M.Ö. 69-36). Nemrut Dağı’nın 2150 m.’lik doruğuna, gizemini hala koruyan tümülüsü yaptırmıştır. Bu dönemden günümüze gelebilen eserlerin büyük bir bölümü, I. Antiochos dönemine aittir. III. Antiochos’un ölümünden sonra, Tiberius zamanında bölge Romalıların eline geçerek Roma eyaleti haline getirilir (M.Ö. 17). Daha sonra kral olan Antiochos IV. Epiphanes’e, Roma İmparatoru Caligula Kommagene’yi geri verir (M.S. 38). Antiochos IV’ün ölümünden sonra, Vespasianus dönemi’nde (M.S. 72) Kommagne Krallığı yeniden Roma İmparatorluğu’na bağlanır ve Suriye eyaletinin bir parçası olur.

  1. Antiochos’un kendisi için yaptırdığı tümülüs, Nemrut Dağı’nın tepesinde 2150 m. yükseklikte, 150 m. çapında ve 50 m. yüksekliğindedir. Doğudan, batıdan ve kuzeyden üç terasla çevrilmiştir.

Tepenin ortasındaki mezar odasını örtmek için, 30 bin metreküp hacmindeki taş parçaları kullanılmıştır. Yazıtlara göre Kommagene Kralı I. Antiochos Kutsal Tepe’de gömülmeyi emretmiştir. Yapılan araştırmalarla, tümülüsün kayalık bir tepe üzerine yığılmış olduğu ve I. Antiochos’un mezarının ana kayaya oyulmuş bir odada korunduğu varsayılmaktadır. Tümülüsün içindeki kral mezarının yerini saptamak için, sismik ve impuls radar metodlarıyla ölçümler yapılmış ve jeofizik açıdan değerlendirilmiştir. Araştırmalar sonucu, tümülüsün altındaki ana kaya çekirdeğinde boşluk olarak yorumlanabilecek birçok jeolojik anomalinin olduğu saptanmıştır. Bu yüzden bu boşlukların bir mezar odasına mı, doğal bir yapıya mı ait olduğu henüz kesin olarak bilinmemektedir.

Doğu terasta, yer alan kolosal heykeller 8-10 m. yüksekliktedir. Tanrılar sırasının önünde bir sunak yer almaktadır. Batı terasının simetriği olarak yapılmış heykeller ve taş üzerine yapılmış kabartma dizileri günümüze oldukça tahrip olarak gelmiştir. Yazıtlarda, doğu terasta tahtta oturan büyük heykellerin sıralanış şekli şöyle belirtilmektedir.

Tanrılar tahtında; Antiochos, Bereket ilahesi Kommagene (Fortuna Thyce), Grek-Pers Tanrılar katının yöneticisi ve hükümdarı Zeus-Oromasdes, Apollon-Mitras, Herakles Artagnes yer almaktadır. Tanrıların iki yanında koruyucu olarak kartal ve aslan heykelleri bulunmaktadır ve Tanrılar dizisi Pers atalarının kaideleri ile son bulmaktadır.

Tanrılar tahtının, tümülüse bakan arka yüzlerinde, ülkenin emir ve yasalarını ayrıca, Kral I. Antiochos’un doğum gününü ve tapınma işleminin ayrıntılarını belirten Grekçe yazıtlar yer almaktadır.

Batı terastaki kolosal heykeller, doğu terastaki gibi sıralanmışlardır. Ancak, doğudaki sunak yerine, topografik durumun farklı olması dolayısıyla, ataların yazıtlarını ve kabartmalarını taşıyan orthostatlar (dikili taşlar) yapılmıştır. Kralın, Persli atalarının kabartmalarını taşıyan taş levhalar, batı terasın güney sırasında, Makedonyalı atalarına ait olan taş levhalar ise Tanrılar tahtının karşısında yer almaktadır. Batı terastaki tanrılar tahtının yanında, Kommagene krallarını değişik ilahlarla tokalaşırken tasvir eden kabartmalar yer almaktadır. Kabartmalar; Antiochos ve Kommagene (Fortuna), Antiochos ve Apollon-Mitras, Antiochos ve Zeus-Oromasdes, Antiochos ve Herakles-Artagnes olarak yer almaktadır.

Batı terastaki diğer bir değişiklik ise aslan kabartmalı taş levhadır. Dünyada bilinen en eski Horoskop olarak tanımlanan taş levha 175 cm. boyunda, 240 cm. eninde olup, üstünde, sağa doğru dönerek yürüyen bir aslan figürü betimlenmektedir. Boynunda bir hilal olan aslanın gövdesi sekiz ışınla karakterize edilmiş, 19 yıldızla bezenmiştir. Aslanın sırtında ise onaltı ışınlı üç tane büyük yıldız yer almaktadır. Yanlarındaki yazıyla, Mars, Jüpiter ve Merkür olarak belirtilmişlerdir. Horoskopla ilgili yapılan değişik yorumlara göre; Kral Antiochos’un doğum horoskopunu gösterir şekilde ifade edilmiştir. Prof. Otto Neugebaur’a göre, Roma Generali Pompeins tarafından I. Antiochos’un tahta çıkış tarihi olan, M.Ö. 62 ya da 61 yılının 7 Temmuz’u olarak yorumlanmıştır. Bu tarihte Jüpiter, Merkür ve Mars aynı hizaya gelmektedir. Prof. K. Dörner’e göre ise Nemrud Dağı’ndaki anıtın kuruluş horoskopudur. Kral Antiochos ile ilgisi olduğu düşünülen aslan Horoskopu’nun Kommageneliler için çok kutsal sayıldığı, bir dini kitabe olarak korunduğu bilinmektedir.

Dünyanın en güzel gün doğumu ve gün batımını seyredebileceğiniz bu muhteşem yer hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız mutlaka buraya gelmelisiniz. Bizim birkaç gün süren bu seyahatimiz kardeşlik krallığı Kommagene’i yakından tanımamıza vesile oldu. Ülkemizde daha çok görülecek yer var diyerek rotamızı Halfeti ve Balıklı Göl’e çevirdik, Güney doğu Anadolu Bölgesinin tüm güzelliklerini keşfetmeden tatili noktalamay hiç niyetimiz yok. Umarım sizler de bu güzel yerleri bizim gibi gezme imkanına sahip olursunuz. Hoşcakalın.