Monthly Archives: Kasım 2014

Herkes aynı mı üşür bu hayatta?

İnsanlar evlerde yaşamak zorunda mıdır? Sokaklar sadece hayvanlara mahsus mudur? Bilim adamlarının yıllardır çözemediği, üzerinde bir türlü anlaşamadığı binlerce konu vardır. Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan gibi, Bilim adamlarının aralarında anlaşamadığı çözümü bulunamayan konular uzayıp giderken, günlük hayatta da ikilemde kaldığımız pek çok konu kafa karıştırmaya devam ediyor, gelecekte de devam edecek.

Çok yaşayan mı bilir, çok gezen mi sorusuna kimileri çok gezen cevabını verirken ben olaya yeni bir boyut katıp, çok okuyan daha çok bilir diyorum. Okumak önemlidir peki okuma-yazma öğrenme şansı bile yakalayamayan köprü altı çocukları onlar nasıl öğrenecekler hayatı.

Arip ama gerçek; Yağmur altında yürüyen iki arkadaştan koşanla normal tempoda yürüyen arasında ıslaklık olarak fark olması gerekirken yapılan deneyler ikisinin de aynı derecede ıslandığını ortaya koymuştur.

Eski bir hikayede geçtiği gibi ben rahmeti çiğnememek için kaçıyorum demenin de bir anlamı kalmıyor. Yağmur yağarken sıcacık evimizde pencere kenarında oturup, seyrediyorsak bu güzelliğe doyum olmaz yok sokakta sırılsıklam olmuşsak kaçmaktan başka çare de bulamayız. Yağmur yağar, arap kızı camdan bakar, diyen tekerleme bile ağlamaz mı sokak çocuklarına bu buz gibi havada, ne kaçacak bir yer vardır ne de sığınacak bir delik sokakta yaşayan binlerce garibana.

Kuru havadan geçerken buluştuğu nem sonrası su damlacıkları olarak yere düşerkenyağmur, daha soğuk bir hava ile karşılaşırsa kara dönüşür ya da dolu olur üstümüze taş gibi yağar. Kışın geldiği şu günlerde beyaz gelinliğine sarılan dağlar gelinlik kız gibi gülümserken bize, ne yağmurun güzelliğinden ne karın bıraktığı ayak izimden vazgeçemeyeceğimi düşünürüm.

İkisinin de ayrı bir güzelliği, ayrı bir havası var, Fakat sokakta yaşamak zorunda kalan evsizler aklıma gelince istemem ne yağmur ne kar hep sıcak iklimlerde yaşayalım her zaman yaz mevsimi olsun isterim. Her mevsimim kendince güzelliği arasında üşümek de sevmek kadar zor gelir üstünde paltosu olmayanlara, bir ev anahtarı bile olmayan üstüne örtecek bir çaput bulamayan köprü altı çocuklarının hikayesini bilir misiniz? Çoğunun ailesi yoktur bu çocukların, yakınları sahip çıkmaz, yaz kış buldukları işlerde çalışıp, ancak karınlarını doyurabilen bu yavrucakların acıklı hikayesini filmlerde muhakkak görmüşsünüzdür. Ağlamaktan şişen gözlerle izlemekle yetindiğimiz bu çocuklar bizim çocuklarımızdır.

Bazen istemediği halde hamile kalan kadınlar doktorun yolunu tutarken, bazen çok istediği halde çocuk sahibi olammyan kadınlar gelir aklıma, adaletin bu mu dünya diye haykırmak geçer aklımdan, herkese eşit dağıtsa ne güzel olur du yaradan.

Trans bireylerde evlilik yapıp çocuk sahibi olmak için çok uğraşıyorlar fakat yasalar buna izin vermiyor maalesef, bir grup travesti İstanbukl’un kanayan yarsına parmak basmak ve bir çocuğun sorumluluğunu almak için düştük yollara çıktık köprü altlarına ve sonunda biz de kendimize yasal olmasa da bakacak, yetiştireck çocuklar bulduk. Şimdi onların annesi olmak adına sevgi ve ilgimizi eksik etmiyoruz. Sadece maddiyat değil manevi duygularla bakıyoruz kimsesiz çocuklara hem onlar hem biz mutluyuz bu soğuk kış gününde kapımızı sonuna kadar açıyoruz aç, susuz, kimsesiz gariban çocuklara, bilim adamları hala çare araya dursun biz kendi çaremizi bulmuştuk sonunda. Hoşcakalın.

Kommagene Krallığı

Adıyaman ilinin Kafta ilçesinde dünyanın en büyük krallığı olan Kommagene krallığı hüküm sürmüştür. Tarih kitaplarında, belgesellerde sıkça gördüğüm dev heykeller işte bu krallığın eseridir ve Türkiye topraklarında bizim gidip görmemizi bekliyor.  Nemrut Dağında bulunan bu heykelleri görmek benim de en büyük hayalimdi ve bu haylimi gerçekleştirmek için birkaç yola çıktık.

Nemrut’un o muhteşem hikayesini beraber dinlediğim arkadaşlarımdan bir tanesi, trans bir bireydi ve yol boyunca maalesef bizi izleyen gözlerin odağında  ilerledik. Yaşamaya gittiğimiz efsanenin büyüklüğü duyduğumuz travesti, gay laflarını gölgede bırakmaya yetiyordu. Yediğimiz içtiğimiz bize kalsın, sizlere efsaneyi ve Nemrut dağını anlatmak isterim;

Kommagene Krallığı, Güneydoğu Anadolu’da Güneydoğu Toroslar’la Fırat Nehri arasında kalan, batıdan Kilikia, kuzeyden Kappodokia ile sınırlı bir bölgede kurulmuştur. Bu alan günümüzde Adıyaman, Gaziantep, Kahramanmaraş illerini kapsamaktadır. Asur ve Hitit egemenliklerini yaşayan Krallığın Asur kaynaklarında, Geç Hitit Dönemi’nde “Kummuh” olarak adı geçmektedir. Büyük İskender’den sonra Selefkiler’in egemenliğinde kalmıştır. M.Ö. 162 yılında Mithridathes Kalinikos tarafından bağımsız bir devlet olarak kurulmuştur. Mithridathes, ataları olan Persleri, Makedonları ve bölgedeki diğer toplulukları bir araya getirerek kurduğu bu güçlü devlete Grekçe “Genler Topluluğu” anlamına gelen Kommagene adını vermiştir. Krallığın ilk merkezi Arsameia olup, başkenti Samosata (Samsat)’tır.

Mithridathes’ten sonra başa gelen Kral I. Antiochos Dönemi’nde Kommagene Krallığı en görkemli devrini yaşamıştır (M.Ö. 69-36). Nemrut Dağı’nın 2150 m.’lik doruğuna, gizemini hala koruyan tümülüsü yaptırmıştır. Bu dönemden günümüze gelebilen eserlerin büyük bir bölümü, I. Antiochos dönemine aittir. III. Antiochos’un ölümünden sonra, Tiberius zamanında bölge Romalıların eline geçerek Roma eyaleti haline getirilir (M.Ö. 17). Daha sonra kral olan Antiochos IV. Epiphanes’e, Roma İmparatoru Caligula Kommagene’yi geri verir (M.S. 38). Antiochos IV’ün ölümünden sonra, Vespasianus dönemi’nde (M.S. 72) Kommagne Krallığı yeniden Roma İmparatorluğu’na bağlanır ve Suriye eyaletinin bir parçası olur.

  1. Antiochos’un kendisi için yaptırdığı tümülüs, Nemrut Dağı’nın tepesinde 2150 m. yükseklikte, 150 m. çapında ve 50 m. yüksekliğindedir. Doğudan, batıdan ve kuzeyden üç terasla çevrilmiştir.

Tepenin ortasındaki mezar odasını örtmek için, 30 bin metreküp hacmindeki taş parçaları kullanılmıştır. Yazıtlara göre Kommagene Kralı I. Antiochos Kutsal Tepe’de gömülmeyi emretmiştir. Yapılan araştırmalarla, tümülüsün kayalık bir tepe üzerine yığılmış olduğu ve I. Antiochos’un mezarının ana kayaya oyulmuş bir odada korunduğu varsayılmaktadır. Tümülüsün içindeki kral mezarının yerini saptamak için, sismik ve impuls radar metodlarıyla ölçümler yapılmış ve jeofizik açıdan değerlendirilmiştir. Araştırmalar sonucu, tümülüsün altındaki ana kaya çekirdeğinde boşluk olarak yorumlanabilecek birçok jeolojik anomalinin olduğu saptanmıştır. Bu yüzden bu boşlukların bir mezar odasına mı, doğal bir yapıya mı ait olduğu henüz kesin olarak bilinmemektedir.

Doğu terasta, yer alan kolosal heykeller 8-10 m. yüksekliktedir. Tanrılar sırasının önünde bir sunak yer almaktadır. Batı terasının simetriği olarak yapılmış heykeller ve taş üzerine yapılmış kabartma dizileri günümüze oldukça tahrip olarak gelmiştir. Yazıtlarda, doğu terasta tahtta oturan büyük heykellerin sıralanış şekli şöyle belirtilmektedir.

Tanrılar tahtında; Antiochos, Bereket ilahesi Kommagene (Fortuna Thyce), Grek-Pers Tanrılar katının yöneticisi ve hükümdarı Zeus-Oromasdes, Apollon-Mitras, Herakles Artagnes yer almaktadır. Tanrıların iki yanında koruyucu olarak kartal ve aslan heykelleri bulunmaktadır ve Tanrılar dizisi Pers atalarının kaideleri ile son bulmaktadır.

Tanrılar tahtının, tümülüse bakan arka yüzlerinde, ülkenin emir ve yasalarını ayrıca, Kral I. Antiochos’un doğum gününü ve tapınma işleminin ayrıntılarını belirten Grekçe yazıtlar yer almaktadır.

Batı terastaki kolosal heykeller, doğu terastaki gibi sıralanmışlardır. Ancak, doğudaki sunak yerine, topografik durumun farklı olması dolayısıyla, ataların yazıtlarını ve kabartmalarını taşıyan orthostatlar (dikili taşlar) yapılmıştır. Kralın, Persli atalarının kabartmalarını taşıyan taş levhalar, batı terasın güney sırasında, Makedonyalı atalarına ait olan taş levhalar ise Tanrılar tahtının karşısında yer almaktadır. Batı terastaki tanrılar tahtının yanında, Kommagene krallarını değişik ilahlarla tokalaşırken tasvir eden kabartmalar yer almaktadır. Kabartmalar; Antiochos ve Kommagene (Fortuna), Antiochos ve Apollon-Mitras, Antiochos ve Zeus-Oromasdes, Antiochos ve Herakles-Artagnes olarak yer almaktadır.

Batı terastaki diğer bir değişiklik ise aslan kabartmalı taş levhadır. Dünyada bilinen en eski Horoskop olarak tanımlanan taş levha 175 cm. boyunda, 240 cm. eninde olup, üstünde, sağa doğru dönerek yürüyen bir aslan figürü betimlenmektedir. Boynunda bir hilal olan aslanın gövdesi sekiz ışınla karakterize edilmiş, 19 yıldızla bezenmiştir. Aslanın sırtında ise onaltı ışınlı üç tane büyük yıldız yer almaktadır. Yanlarındaki yazıyla, Mars, Jüpiter ve Merkür olarak belirtilmişlerdir. Horoskopla ilgili yapılan değişik yorumlara göre; Kral Antiochos’un doğum horoskopunu gösterir şekilde ifade edilmiştir. Prof. Otto Neugebaur’a göre, Roma Generali Pompeins tarafından I. Antiochos’un tahta çıkış tarihi olan, M.Ö. 62 ya da 61 yılının 7 Temmuz’u olarak yorumlanmıştır. Bu tarihte Jüpiter, Merkür ve Mars aynı hizaya gelmektedir. Prof. K. Dörner’e göre ise Nemrud Dağı’ndaki anıtın kuruluş horoskopudur. Kral Antiochos ile ilgisi olduğu düşünülen aslan Horoskopu’nun Kommageneliler için çok kutsal sayıldığı, bir dini kitabe olarak korunduğu bilinmektedir.

Dünyanın en güzel gün doğumu ve gün batımını seyredebileceğiniz bu muhteşem yer hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız mutlaka buraya gelmelisiniz. Bizim birkaç gün süren bu seyahatimiz kardeşlik krallığı Kommagene’i yakından tanımamıza vesile oldu. Ülkemizde daha çok görülecek yer var diyerek rotamızı Halfeti ve Balıklı Göl’e çevirdik, Güney doğu Anadolu Bölgesinin tüm güzelliklerini keşfetmeden tatili noktalamay hiç niyetimiz yok. Umarım sizler de bu güzel yerleri bizim gibi gezme imkanına sahip olursunuz. Hoşcakalın.

 

Değerli taşlar ve hastalıklar

Yüzyıllardır dünya üzerinde bulunan insanlar hayatlarının devamı için bulabildikleri her şeyden medet ummuşlardır.  Yeryüzünde bulunan doğal taşları insanları hastalıklardan koruduğu kanıtlanmıştır.

Doğal taşlar milyonlarca süren bir zaman diliminde meydana gelirler. Oluşumları süresinde birçok doğal enerji üzerlerine alırlar. Taşların üzerinde birikmiş olan bu enerjiler taşları kendi enerji alanına alan insanlar üzerinde önemli pozitif etkiler oluşturur. Taşların yaptığı bu olumlu etkiler bilimsel olarak tam ispatlanamamıştır. Taşlardan bazılarını sizler için açıklamak isterim;

Yakutun kalp ve beyni kuvvetlendirdiğine. sinirleri yatıştırdığına Turmalin‘in kişiyi yaralanmaktan koruduğuna, elmasın insana güzel konuşma yeteneği kazandırdığına inanılırdı. Oysa bu taşların kristal yapıları  kadar çarpıcı renkleri de sihrin değil basit doğa olaylarının sonucudur. Bu değerli taşların üzerindeki menekşe ve erguvani renklerden demir mangan ve titan elementleri sorumludur. Çevredeki radyoaktif kitle veya minerallerden radyasyon yayılıyorsa, bu renkler daha da çarpıcı bir parlaklık kazanır. Mavi renkli safire demir ve titan metalleri renk verirken, gül renkli kuvars‘ta renk maddesi olarak sadece mangan görev yapmaktadır. Kırmızı yakut, rengini kromdan almaktadır. Yeşil renk kromun farklı iyonlaşma göstermesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Renk veren bu metalleri içermeyen elmas ve neceftaşı ise saydam kristaller halindedir.

Eski çağlarda insanlar bu taşları kutsal bir tanrı veya hayvan şekline benzeterek onları büyülü kabul ederlerdi. Daha sonra gökkuşağındaki yedi rengin kristal yapıdaki bu taşlarda görülmesiyle, gezegenler ve taşlar arasında sihirli bir ilişki olduğu iddia edildi. Örneğin kırmızı rengin Marsla, yeşil rengin Merkür’le ilişkili olduğu ileri sürüldü. “Hindu ‘felsefesine göre yeryüzüne bu gezegenlerden gelen kozmik parıltılar, tüm insanların varlığına ve yaşantısına etki etmektedir. Oysa kristal yapıda bu yedi rengin parıldaması “prizmadan geçen güneş ışınlarının tayflara ayrılması” şeklinde açıklanabilecek basit bir fizik olayıdır.

Tesbih yapımında kullanılan Akik taşı.dolaşım sistemi, cinsel organlardaki her türlü rahatsızlıklar, sinir sistemi rahatsızlıklarına karşı kullanılır. Hamilelikte bebeği koruması için devamlı taşınmalıdır, hasta ve yorgun gözlere göz kapaklarının üzerine konularak gözler dinlendirilir.

Akuamarin taşı, Tiroit, hormon dengesini sağlar, dolaşım bozukluklarından oluşan her türlü rahatsızlıklara, astım, bronşit, grip, boğaz ağrısı, damar tıkanıklığı, yaşlılarda unutkanlık problemlerinde etkilidir.

Yatırım aracı olarak edindiğim altın ise; Romatizmaya (artrit ve artroz) karşı yararlıdır, hormon düzenini dengeler, yemek düzenini dengeler.

Turkuaz ‘n kola ve parmağa takıldıktan sonra zamanla renk değiştirmesi, bu taş üzerinde peygamber kudreti olduğu şeklinde inanışlara yol açmıştır. Oysa bu taş çok gözenekli bir yapıya sahiptir. Ciltte biraz yağ ve asit olduğu zaman, bu maddeler taşın gözeneklerinden içeriye girerek, onun kimyasal yapısını değiştirir. Bunun sonucu taşın yeşil rengi maviye dönüşür. Bu yüzden eller sabunla yıkanmadan önce turkuaz yüzükler parmaktan çıkarılmalıdır.

Kadınların süs eşyası olarak kullandığı taşları evimizin bir köşesinde bulundurarak da fayda sağlayabiliriz. Hafta sonları dolaşmaktan zevk aldığım birkaç kuyum dükkanında bu taşları inceleme fırsatı buldum ve bazı hastalıklarım için birkaç tane aldım. Aldığım taşlardan bir tanesi malahit taşı, Bel fıtığı, romatizma eklem iltihapları, astıma karşı etkilidir, dolaşım sistemini dengeler, tansiyonu düşürür, sakinleştirici etkiye sahiptir bundan dolayı rahat bir uyku sağlar.  Yüzünde oluşan akne ve sivilcelerden rahatsız olan travesti bir arkadaşım için ise,  Kehribar taşı aldım.  Kadının var olduğu günden beri güzellik anlayışı vardır ve her kadın güzel görünmenin kendince yollarını bulmuştur. Biz de bir grup travesti arkadaşla birlikte doğal taşların gizemini çözmek ve daha güzel görünmek için kolları sıvadık yakında daha yeni bilgilerle karşınızda olmak dileğiyle hoşçakalın.

 

 

 

Translar için derleme haberler

Dünya üzerinde yaşanmış gerçek haberlerden yola çıkarak siz değerli okuyucularıma trans bireyler hakkında medyada yer alan güzel haberleri derlemeye çalıştım. İlk haber Güney Amerika’dan;

Müslüman bir akademisyen Güney Afrika’da eşcinsellerin de ibadet edebileceği bir cami açtı.

Açık Cami projesini başlatan Oxford Müslüman Eğitim Merkezi Profesörü Taj Hargey,

‘Camiyi açık fikirli insanlar için açıyoruz bağnazlar için değil. Caminin açılmasıyla radikal islamın tırmanışının da önüne geçilecek. Dini bir devrimin yaşanmasının zamanı geldi’ dedi.

Hargey ‘Açık Cami’nin tüm dinlere, tüm cinsel kimliklere ve cinsiyetlere açık bir cami olacağını söyledi. Ayrıca kadınların erkeklerle aynı yerde ibadet edebileceğini ve hatta kadınların ibadeti yönetebileceğini ifade etti. Kadınların sokağın arkasında, odanın dibinde gözden ırak olarak ibadet ettiği mevcut İslam pratiğine karşı olduğunu sözlerine ekledi.

Profesör Hargey İslamiyette kadınların görmezden gelinmesinin Hz. Muhammed’den sonra ortaya çıkan bir durum olduğunu söyledi. Nihai amacının ise Hz. Muhammed zamanındaki engellerin olmadığı ‘orjinal cami’ fikrini hayata geçirmek olduğunu belirtti.

Haberlere İsveç’ten devam etmek isterim;Afrikalı eşcinsel İmam Ludoviç Muhammed Zahid, İranlı lezbiyen çifte nikah kıydı.İsveç’in başkenti Stockholm’de, İranlı lezbiyen bir çift 9 yıllık birliktelikten sonra imam nikahıyla evlendi. Çiftin nikâhını da Güney Afrika’da yaşayan eşcinsel İmam Ludoviç Muhammed Zahid kıydı.

Sanal ortamda bir arkadaşlık sitesinde  tanışan Sahar Mosleh ve Meryem Iranfar, Stockholm’ün Eşcinsel Gurur Haftası kutlamaları sırasında gerçekleşen nikâh töreninde evlendi. Bir tür kemik hastalığından rahatsız olan Sahar Mosleh düğüne tekerlekli sandalyesinde katılırken, Meryem Iranfar’ın da hamile olduğu öğrenildi.

Son haber Amerika’dan olsun istedim işte sizlere Amerika’nın eşcinseller hakkındaki görüşü;

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice, eş cinselleri, küresel ayrımcılık, taciz ve hatta ölümden korumanın, ülkesinin karşısındaki en zorlu uluslararası insan hakları meselesi olduğunu söyledi.

Rice, Beyaz Saray Eş cinsel Hakları Destekçileri Forumu’nda, dini özgürlük, insan hakları ve AIDS’e yönelik sağlık hizmetlerini destekleyenlere, eş cinsel topluluğa karşı küresel ayrımcılığı sona erdirmek için birleşik bir cephe oluşturmaları çağrısında bulundu.

Bu konuda dünyada kalıcı bir değişimi başarmak için herkesin canla başla çalışması gerektiğini ifade eden Rice, eş cinsel haklarının gerçekten insan hakkı olduğu mesajını güçlendirecek daha fazla sesle ön yargıları aşabileceklerini belirtti.

Susan Rice, bazı ülkelerde eş cinsel haklarını kısıtlamanın büyük halk desteği gördüğüne, bu nedenle konuya ilişkin çalışmanın zor olacağına dikkati çekerek, kültürel farklılıkların, insan hakları ihlallerini haklı çıkaramayacağını söyledi. Rice, “Hükümetler, tüm vatandaşlarının haklarını korumakla sorumludur” dedi.

Rice, ABD hükümetinin, tüm dünyada insan hakları adına konuşmaya ve engelleri aşmaya devam edeceğini dile getirerek, “Bunu yapıyoruz çünkü bu, hem manevi yükümlülüğümüz hem de menfaatimiz. İnsan haklarını koruyan ülkeler ABD için daha istikrarlı, huzurlu ve müreffeh ortaklardır” yorumunu yaptı.

Dünyanın pek çok yerinde translar için güzel şeyler yapıldığını herkesin bu konuya aynı katılıkla bakmadığını göstermek istedim. Haberlerin bu kadarla sınırlı olmadığını gelecek yazılarımda yer vereceğim daha pek çok güzel haber olduğunu bilmenizi isterim. Sağlıcakla kalın.