Monthly Archives: Mart 2015

Son dakikada yerlere serilmek

551016d30f2ab8113c8a5ab9

Maç da son dakikalar gelmiş sen önde gidiyorsun aman tanrım açtı şom ağızlı spiker ağzını son dakika golü kalende patladı. Hem de kim attı senin Ülkende ekmek yemiş futbolcu, işte tüm hafta sonum bu maçın ızdırabı ile geçti. Tam doksan dakika bir sıfır önde gittiğimiz Hollanda maçının sevinciyle internette yazılar kaleme alıyor şiirler methiyeler diziyordum ki, spiker bir anda değil 6 dakika 16 dakika olsa alırız bu maçı diyiverdi. Sonuç tabi hüsran yedik doksan ikinci dakikada beraberlik golünü, ben artık yerimde durabilir miyim? Sinirden kapıları tırmalamaya başladım. Yanımda bulunan kader arkadaşlarımın hali benden de beter yalnız hele Adana travestilerinden Bade, ekrana kilitlenmiş baka kalmış, yerinden hiç oynamıyor. Bursa travestilerinden Ayça, konfeti patlatacaktı maç sonrası galibiyeti kutlamak için onda da ses yok. Bu golü sanki sadece ben fark etmişim ya da zaman durmuş.

Hayat sen ne çabuk harcadın bizi be, yuh olsun sana şu kadar cık mutluluğu çok gördün. Oldu mu şimdi, oysa dediğim gibi ben ne hayaller kurmuştum maç sonrası için İstanbul’un bütün caddelerini inletecek, havalı kornama sonuna kadar basacaktım. Hayallerimiz ve biz bir sonraki bahara kaldık. Zaten ne zaman bir şeyi çok istesem hep bir son dakika golü yemişimdir hayattan, melankolik diyorlar bana ya ne olsaydım bu kaderin karşısında, yok arkadaş ben bir daha maç izlemem.

Öbür kanalda ne güzel Survivor yarışması vardı. Aç insanların bir parça ekmek için kapışmasını izlemek daha çok zevk verirdi bana, stresimi atıp onların haline gülerken, kendime şükrederdim. Bak yine sinir küpüne döndüm. Millette benden pek farklı sayılmaz yani, sosyal medya yenilginin verdiği şoku atamayanlarla kaynıyor. Eski Türk filmi replikleri sayfalarda boy boy geziyor. Şimdi bir Orhan Gencebay şarkısı patlatılır hani. Olmadı Bülent Ersoy dinleriz. Ama benim tercihim batsın bu dünya, şu yeşil sahalar da içinde olsun. Özellikle o golü kalemize attıktan sonra topu karnına sokup, sevinç çığlıkları atan futbolcu, alacağın olsun senin. Son dakika da yenecek halt mıydı şimdi bu golü atmak. Eline ne geçti yetmiş milyonu kendine düşman etmekten başka, her neyse biz her zaman olduğu gibi önümüzdeki maçlara bakalım. Bu saçma yenilgiyi hafızamın en derin yerine gömüp, yeni günü selamlıyorum. Sevgiyle kalın.

Erkek arkadaşın hangi Ülkeden?

Kadınları anlamayan kaba saba, vurdumduymaz mı oluyor bu erkeklerin hepsi yoksa dünyanın bir yerlerinde yaşayan harika erkeklerde var mı? Eğer varsa ben ülkeye irtica etmek ve orada yaşamak istiyorum.

Sırf bu merakım yüzünden dünya erkekleri üzerine internette bir araştırma yaptım. Bakalım neler çıkmış.

Dünyanın en yakışıklı erkeleri olarak bilinen İtalyanlar, oldukça bakımlı ve romantiklermiş mesela ama iş sekse gelince genellikle sınıfta kalıyorlarmış. Üstelik bana soracak olursanız öyle çok bakımlı erkek hiç benim tarzım değil. O yüzden bakımlı ve kibar erkek arayan Bursa travestilerinden  Sanat’ı   İtalya’ya gönderme kararı alıp ben biraz daha  araştırayım dedim.

Fransız filmlerinde gördüğüm sarışın ve iyi öpüşmeleri ile bilinen Fransız erkekleri, partner olarak ideal gibi görünse de aslında sadece çok iyi bir sırdaş olabildiklerini öğrendim. Az konuşan sizi bolca dinleyen anlayışlı ve kibar erkekler Fransızlar ama galiba aradığım erkek profili bu da değil. Almanların çalışma ve yaşama hayatlarında çok disiplinli olduğu bilinir. Aslında yakışıklı da sayılırlar, beni iten tek şey ise çok ciddi olmaları, o kadar ciddiyet sıkıcı gelir bana, yok galiba ben bir Alman erkeği ile de yapamam. Kuzey ülkelerin erkekleri ise yaşadıkları şehirler kadar soğuk oluyorlarmış hatta bir o kadar da cimri bizim erkeklerimiz bir bayana hesap ödetmezken onlar yediğinizi, içtiğinizi size fatura ediyorlarmış Bu kadar kabalık olmaz artık.

Amerikan erkeleri ise bağlanmaktan korkan, şişman bağımsızlığına düşkün ve bir o kadar da kaba erkekler tabi Amerika’da yaşayan her erkeği Amerikan erkeği diye saymazsak. Biliyorsunuz Amerika içerisinde neredeyse her milletten insan yaşıyor ve hepsi kendini Amerikan vatandaşı diye lanse ediyor. Geçen yaz Bodrum travestilerinden Ayda, Amerika’nın New York şehrine seyahat etti. Orada en beğendiği erkeklerin hep İtalyan çıktığını söyleyip durdu. Kısacası Amerika’da ne çıkarsa bahtınıza.

Bir İspanyol erkeği ile karşılarsanız size şiir okumasından, romantik ve yakışıklı oluşundan hatta sıcakkanlı oluşundan bu kesin bir Akdeniz erkeği dersiniz. Aman dikkat anında sizi kendilerine aşık edebilirler. Ama işte bunlar da ayran gönüllü oluyorlar her çiçekten bal alama derdine düşüp sizi hemen bırakıyorlar. Dünyanın en ucuna Japonlara bakacak olursak çekik gözlü, ufak tefek sevimli erkekler olsalar da hiç benim tipim değiller. Zaten erkeğin hangi ülkeden olduğunun ne önemi var ki adam olsunlar yeter. Yoksa kendi ülkenizde de yakışıklısı, kibarı, kabası, centilmeni, İşe yarayanı yaramayanı sürüsüne bereket. Şansınız açık olsun iyisine denk gelin yeter. Saygılarımla.

Ağaçların kralı

zeytin_agaci

Ağaçlar kendilerine aralarından bir kral seçmeye karar verirler çünkü her kafadan farklı bir ses çıkaran ağaçların tek bir elden yönetilmesi gerekmektedir. Önce zeytin ağacına giderler ama zeytin ağacı bana verilen bu nimeti bırakıp, kral olamam cevabını verir, Asma ve incirden de olumsuz cevap alan ağaçlar kara çalıyı kendilerine kral seçerler çünkü kara çalının geride bırakabileceği hiçbir şeyi yoktur. İşte kral olmayı hak eden ve insanlara faydalı olmak adına krallığı ret eden ağaçtır zeytin.

Dünyaya gönderilmiş bütün kutsal kitaplarda geçen bir meyve vardır. Kutsallığın, barışın zaferin ve refahın sembolü olan zeytindir o meyve, arınmak ve yeniden doğmak kısaca insanlık denince de ilk akla zeytin gelir. Dünyada yeşeren ilk ağaçtır zeytin ağacı ve milyonlarca yıldır meyvesinden çıkanlarla bizlere sabun, ilaç, dertlere deva, yağıyla şifa olmuştur.

Türkiye’de birçok ili gezmiş olmama rağmen, beni en çok etkileyen, yaşlılığımı geçirmek istediğim şehir Balıkesir’dir. Özellikle Ayvalık zeytinlerinin o muhteşem görüntüsü beni öylesine cezbeder ki, burayı hiçbir yere değişmem. Balıkesir travestilerinden güzeller güzeli zeytin gözlü Aysıma’yı buraya her geldiğimde ziyaret ederim. Her seferinde ışıl ışıl parlayan gözleri sanki bu topraklardan fışkıran iri yeşil zeytinler gibi gülümser.

Zeytin ağacı ile ilgili pek çok efsane dilden dile dolaşmaktadır gerçeklik payı var mı yok mu bilmiyorum ama benim en çok beğendiğim hikayeyi sizlere anlatmak isterim; Yarattığı âdemoğlunun yeryüzüne kötülük tohumları saçtığını gören Tanrı, onu bir tufanla cezalandırmaya karar verir. Ve Hazret-i Nuh’a bir gemi yapmasını, bu gemiye her temiz hayvandan erkek ve dişi yedişer, her temiz olmayan hayvandan erkek ve dişi ikişer ve kuşlardan da erkek ve dişi yedişer tane almasını söyler. Ardından büyük tufan başlar, Hazret-i Nuh ve gemisindeki canlılar hariç, yeryüzü üzerinde yaşayan her şey silinir. Tufan durulduğu zaman Hazret-i Nuh, suların çekilip çekilmediğini anlamak için geminin penceresinden bir güvercini güneşin battığı yere doğru salar. Sular çekilmediği için güvercin gemiye döner. Hz. Nuh, yedi gün sonra güvercini tekrar salar. Güvercin bu sefer, ağzında yeni koparılmış zeytin yaprağıyla gelir. O zaman Nuh, suların yeryüzünden çekildiğini anlar. Ağzında zeytin yaprağı tutan güvercin, o günden bu güne, ümidin, bolluğun, esenliğin ve barışın simgesi olur. Tufanın yok edici gücüne karşı direnen zeytin ağacı ise ölümsüzlüğün.

Ölümsüzlüğün ilacını bulduğu söylenen lokman Hekim bana sorarsanız zeytini bulmuştur. Eğer o gün dereden geçerken bulduğu ölümsüzlük ilacını suya düşürmeseydi, zeytinin ölümsüzlük ilacı olduğu kanıtlanacaktı.” Kıyametin kopacağını bilsen de elindeki fidanı dik”  diye görevlendirilen insan nesli olarak ağaçların kıymetini bilelim. Onlar varsa biz varız, dünyada hayat var ve sonsuzluk bir ağacın gölgesinde uzanmakla başlar. Saygılarımla.

 

 

Eşyalara bağımlı hayatlar

cats

Çoğumuzun evinde yıllardır atamadığı bazı anlamlar yüklediği ve bu nedenle değerli saydığı eşyalar vardır. Mesela çocukluktan kalma bir oyuncak, zamanında kıyıp da kimseye veremediğimiz bu oyuncağın yanına geçen yıllar arasında çok fazla eşya gelip yerleşmişse işte burada bir sorun var demektir.  Bu aslında bizlere ailemizdeki bireylerden geçmiş olan bir obsesif bozukluktur ve ileri düzeyde ise mutlaka tedavi gerektirir.

Eşyalara değerler ve anlamlar yükleyerek aslında kendi hatıralarımıza haksızlık ederiz. Çünkü biz o eşyalar olmasa da güzel anılarımızı kafamızdan silip atmayız.

Çok tipik olarak biriktirme hastalığı görülenler, öncelikle biriktirme eğilimi olup, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde ayrılık, terk edilme, duygusuz, sevgisiz kalma nedeniyle sıkıntıları artan ve biriktirme sorunu oluşmaya başlayan bireylerdir. Zamanla, mutsuzlukları ve neşesizlikleri, biriktirme ve daha doğrusu önemli saydıkları eşyalara bağlanma ve sahiplenme duygularını besler. Bu durumda olanlar, zaman ilerledikçe, kendilerini daha yalnız hissedip ve kendi başına ‘’biriktirdikleri ve yaşamlarını doldurdukları’’ eşyalarla baş başa kalıp, arkadaşlarından bile uzaklaşabilirler.

Bodrum travestilerinden Ayda, annesinin ölmeden önce ona verdiği ve aman kızım buna gözün gibi bak dediği bir cep aynasını yıllarca çantasında taşıdıktan sonra bir gün yanlışlıkla bir arkadaş toplantısında kırı9lması üzerine adeta hayata küstü. Kendine sürekli olarak annesine ihanet ettiğini söyleyen Ayda, aslına annesinin bu değersiz aynayı niye sakladığını bile bilmiyordu. Hepimizin böyle değer bir eşyası olabilir ama asıl mesele eskiyen hiçbir eşyasını atamayan kaybetmekten korkan ve attığı eşyayı yerine koyamayacağını düşünen insanların biriktirme hastalığı, bu insanların evlerine girdiğinizde saklanan eşyalar yüzünden kendilerine yer kalmadığını hatta her temizliğin kalabalık eşyalar yüzünden sorun olduğunu görürsünüz.

Oysa bu hayatta saklanmaya değer tek şeyin hatıralarımız olduğu bilincine varıp, eskilerimizden kurtulmak ve kendimize temiz bir sayfa açmak zorundayız. Yıllar önce oturduğum Muğla’da tanıdığım Muğla travestilerinden Sanat, kullandığı yoğurtların kabını bile saklıyordu. Bunu neden yaptığını sorduğumda artan yemekleri koymak için bazen kap bulamadığını söyledi. Ona hemen çarşıya gitmemiz gerektiğini söyleyip dışarı çıkarttım birkaç saklama kabı ile eve döndükten sonra ise atma diye yalvaran gözlerine aldırmadan bütün o gereksiz kapları attım. Benden sonra hala o kapları biriktiriyor mu bilmiyorum ama umarım fazla eşyaları atmayı ve hayatta sadece kendine yer ayırmayı öğrenmiştir.

Bu hayatta değerli olan ve saklanması gereken tek şey kendimize duyduğumuz saygıdır. Kendine saygı duyan insanların ise hatırlamak için gereksiz objelere ihtiyacı yoktur. Sevgiyle kalın.

 

 

Pilinizin tükenmesi

5-4

Enerjiniz tükendi ve eliniz kolunuz kalkmıyor her zaman yapmaktan zevk aldığınız bir iş artık size angarya gibi geliyor. Sürekli bir depresyon hali yaşıyorsunuz. Korkmayın hasta değilsiniz sadece piliniz bitmiş.

Sürekli baş ağrıları yaşamaya başlayan ve artık pek çok şeyden zevk almadığını söyleyen Bodrum travestilerinden Ayda, önemli bir sağlık sorunu olduğunu düşünerek bir hastanede check-up yaptırdı fakat fiziksel hiçbir bulguya rastlanmadı. Bunun üzerine psikolojik destek almaya karar veren Ayda, yaşadığı şeyin tükenmişlik sendromu olduğunu orada anladı. Özellikle hizmet sektöründe çalışan yani insanlarla birebir diyalog kurmak zorunda olan kişilerde görülen bu rahatsızlık pek çok kişinin başına gelmesine ragmen tanı konulmadığı için basit bir depresyon sanılıyor. Oysa durum sanıldığından çok daha ciddi ve acil tedbir almanız gerekiyor.

Peki böyle bir rahatsızlıktan kurtulmak için neler yapmalıyız; Öncelikle çalışma şartlarımızı yani mesaimizi azaltalım, sık aralılarla işimize ara verip bir nefes alalım. Yemek ve uyku saatlerimizi düzene koyalım geç saatlere kadar çalışmak insan vücudundaki pek çok organın çalışma düzeninin aksamasına neden olur. Mutlaka her yıl tatil yapmaya özen gösterin. Yorgunluk ve halsizlik durumu devam ediyorsa Ülkemizde ünlü bir oyuncunun işi gücü bırakıp kaçması gibi sizde size yorgunluk veren işten vazgeçebilirsiniz. Tabi yaşamak için para kazanmak zorunda değilseniz. Ancak pek çoğumuz geçimini sağlamak için bir işte çalışmak zorundadır ve çogunlukla yapacağı işe kendine karar veremez. Hiç kimse tükenmişlik sendromuna karşı bir bağışık geliştirmemiştir. Yaptığı iş ne olursa olsun hangi pozisyonda çalışırsa çalışsın, herkes tükenmişlik sendromu için bir adaydır.

Maalesef insanlarla uğraşmak sanıldığı kadar kolay değildir. Gönüllü olarak bir yaşlı bakımevinde partime çalışan İstanbul travestilerinden Belin, yaptığı işi ve yaşlı insanları çok sevmesine ragmen kısa sürede tükenmişlik sendromu belirtileri göstermeye başladı. Gittiği psikolog işine ara vermesini söylediğinde başlarda biraz üzülse de bu haliyle kimseye yardımcı olamayacağını anladı ve hayır işlerine ara verip uzun bir tatile çıktı.

Tükenmişlik sendromu depresyondan daha ağır bir vakadır ve mutlaka yapılan işe ara verilmesini gerektirir. Piliniz bitmişse şarj olmadan yeniden çalışmanız imkansızdır. Kendinize eziyet etmeye devam etmek yerine bu hastalığı kabullenip tpkı Hürrem Sultan’ın yaptığı gibi uzun bir ara verin çünkü sağlığınız yaptığınız bütün işlerden daha önemlidir.  Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.