Monthly Archives: Haziran 2015

Bana açık ol

Bazen çevrenizdeki insanların açık davranmadıklarını fark edersiniz. Geçmişte yaşamış olacakları olayları düşünür, onlara karşı anlayışlı davranırsınız. Fakat yine de size karşı açık davranmazlar.

Belki de bunun nedeni zihninizden geçirdiğiniz düşüncelerdir ya da ne bileyim önyargılarınız, insanların size açık davranmamaktaki en büyük nedenleri çekinmeleri olabilir. Zihninizden geçen negatif düşünceleri etrafınızdakilerle paylaşamasanız dahi bu düşünceler yüz ifadenize yansıyacaktır. Anında görüntü denilen şey de budur zaten. Eminim, karşınızda sürekli yargılayan, hiç bir şeyden memnun olmayan bir yüz ifadesi ile dolaşan insanlar olduğunda, siz de açık davranma konusunda tereddüde düşersiniz. Burada yazdıklarıma inanmak istiyorsanız ya da burada yazanların doğru olduğunu görmek o zaman sadece bir günlüğüne sanki birine aşıkmış ya da başınıza mutlu bir şey gelmiş bir yüz ifadesiyle hafif gülümseyerek dolaşın.  Ah nerede aşk diyorsunuz aşk yoksa dostluk vardır en iyi dostunuzla geçirdiğiniz güzel bir günü anımsayarak da başlayabilirsiniz gülümsemeye şimdi mesela benim zihnime Balıkesir travestilerinden Hale ile yaşadığım muhteşem günler geldi ve hemen ardından yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. Benim sakar travesti arkadaşım yanında olduğum zamanlar hep böyle gülümsetir beni mutlu etmenin yolunu mutlaka bulurdu.

Sizi şimdi bu gülümseme ile karşısında gören bir insanın açık olmamak gibi davranışa girmesi imkansızdır ne demişler tatlı dil ve bir gülümse olmayacakları oldurmaya yeter. Bence bu hal hem size hem de çevrenizdekilere çok iyi gelecek! Bu denemeyi yapmaya bir günden daha fazla zaman harcadığınızda ise size karşı açık davranan bir sürü dostunuz olabilir. Gerçi dost bulmak artık o kadar zor ki herkesi dost bellemek aptallığına düşmekten korkar hale geldim. Yüzünüze her güleni de dost sanıp her şeyinizi dökmeye kendinizi açmaya kalkmayın. Öncelikle karşı tarafın sizin güveninizi kazanmasını sağlayın. maalesef devir biraz kendini kollama devri oldu.

Her neyse en azından size açık olmasını istediğiniz insanları kendinize yakın tutarak, güven kazanmaya başlamak için yeterince vaktiniz var. Bunu yaparken asla Güzün Ablalığa falan soyunmaya kalkmayın yoksa başınızı başkalarının derdinden kaldıramaz hale gelirsiniz. Her gün kapınızda benim sana anlatacaklarım var diye türeyen insanlar bitiverir. İşte burada çizgiyi öyle bir yere çekmelisiniz ki asıl istediğiniz şey gerçek olsun. Sevgiyle kalın.

 

 

 

“Kabile”

Yaz aylarında sinemada oturmak bazılarınıza sıkıcı gelebilir ama bu hafta vizyona girecek bir film için artı kırk derece bile olsa mutlaka izleyin diyebileceğim bir film var. Hoş zaten yazın da geldiği ya da geleceği yok en azından haziran ayının da soğuk ve yağışlı geçeceği kesinleşti.

Şimdi felaket telalığı yapıyorum sanmayın ben meteorolojinin yalancıyım en azından bu ay sonuna kadar yağışlı bir havayı beklememiz gerektiğini söylüyorlar. Eh ne yapalım hiç değilse Ramazan ayının terletmeyeceğinden emin olmak da iyi bir şey herhalde.

Gelelim size önerdiğim yeni filme, film Ukrayna yapımı ve bence onu özel kılan ise oyuncuları ya da konusu değil çekim şekli. Film altyazılı ya da Rusça değil, zaten özellikle bu köşeye taşımamın nedeni de bu oldu. Ukraynalı yönetmen Miroslav Slaboshpitsky’nin ilk uzun metrajlı yapıtı, sadece işaret dilinin kullanıldığı bir sessiz film. Filmin, çoğu ilk oyunculuk deneyimini gerçekleştiren yeni yüzlerden kurulu oyuncu kadrosunda, Grigoriy Fesenko, Yana Novikova, Rosa Babiy, Alexander Dsiadevich gibi isimler bulunuyor. Kısacası film sadece işaret dili ile çekilmiş.

İki saatlik film, Ukrayna’da sağır ve dilsiz okulunda yatılı okuyan bir gencin başına gelenleri konu alıyor. İlk gösterimi 2014 Cannes Film festivalinde gerçekleştiren yapım, festivalden 3 ödülle dönmüştü.

Sergey konuşma ve işitme engelli bir gençtir ve kendisi gibi öğrencilerin eğitim gördüğü bir denizcilik okuluna kaydolur. Okuldaki ilk günüyle açılan film, Sergey’in öğrencilerin kendi aralarında kurduğu sert hiyerarşik düzenle tanışmasını ve zamanla bu düzenin bir parçası oluşunu ele alır. Öğrencilerden kurulu çetenin çeşitli suçlara bulaştığı bu düzende ilk sınavı geçen Sergey, artık bu zincirin bir üyesidir. Ancak beklenmedik bir şekilde diğer üyelerden birine aşık olması işleyişi derinden sarsacaktır.

Sizin anlayacağınız ateşli bir aşk filminden söz ediyorum. Yıllar önce Manisa travestilerinden bir arkadaşla tanışmıştım onda beni derin bir hüzne iten sebep ise hem sağır hem dilsiz oluşuydu.Sağırlar sadece duyamaz ama dilsizler aynı zamanda konuşamaz yani bizler gibi akılara gelen her şeyi söyleyip, kendilerini savunmalarını imkansızdır. Bu nedenle olacak travesti arkadaşımın hali bana hüzün vermişti. Yıllar içinde bu tür insanlar için kitaplar piyasaya sürülmüş olması çok güzel bir davranış, bilindiği üzere körler için alfabe nasıl önemliyse sağır ve dilsizler için de işaret dili o derece önemlidir. Aslında ben de işaret dili bilmiyorum ama sırf böyle bir filmi sahneledikleri için yardım amaçlı ve bu güzel işler devam etsin diye filmi seyretmeye gideceğim. Sizlere de naçizane tavsiyemdir lütfen güzel işlere destek verelim. Hoşcakalın.

 

Bu arkamız bizden bıktı

Günde kaç saat sabit bir yerde oturduğunuza dikkat ettiniz mi? Şahsen ben bu yazıları sizlere ulaştırmak için günün büyük bir bölümünü bilgisayar karşısında oturarak geçiriyorum. Şimdiden belimde ve sırtımda ağrılar oluştu.

Bütün bu yorgunluktan ve ağrılardan kurtulmak için yapmamız gereken çok basit önlemler olmasına ragmen günümüz şartlarında pek çoğumuz en kısa mesafelere itmek için araba kullanıyor, akıllı telefonlarımızın başında saatler harcıyoruz.

Toplumun büyük bir kesimi de bizimle aynı durumda hatta büyük bir çoğunluk bu yüzden obez olmuş, Spor salonlarında kilo vermek için tempo tutuyor. İlk önce büyüyen ve gelişen bir popo sorunu ile karşılaşıyoruz. Şu koca popolu ünlü Kim Kardishan’a benzemek üzereyiz. Aslında bazılarımızın bu durum hoşuna gitmeye başlamış bile olabilir çünkü erkeklerin büyük popolu kadınlara bayıldığı da bir gerçek ama önlem almazsak biraz daha kilo alıp, sınırları zorlamak işten bile değil.

Adana travestilerinden çok zayıf bir arkadaşım var ben bu konuyu açınca hemen gidip kendine br bilgisayar aldı. Amacı kilo almak ve poposunu büyütmek onun için bu durum normal sayılabilir ama ben kilolu ve geniş popolu bir travesti olmak istemediğimden bazı önlemler almaya başladım. Mesela basit eğzersiz yöntemleriyle  saat başı oturduğum monitörün karşısından kalkıp yirmi dakika ayakta ev içerisinde kısa yürüyüşle yapıyorum. Kasların sürekli aynı pozisyonda kalmaları eklemlerin ve kasların doğru hareket etmesini ve fonksiyonelliğini bozuyor bu yüzden otururken doğru pozisyonu bulmak çok önemli. Oturma esnasında sandalyenizin yüksekliğini boyunuza göre ayarlayın.

Otururken ayaklarınız yere temas etmeli, bacaklarınız 90 derecelik açı oluşturmalı ve sandalyenizin sırtı bel çukurunuzu desteklemeli. Sandalyenizin bel eğimi yeterli değilse bel çukurunun bel yastığıyla desteklenmesi öneriliyor. Çünkü bel kasları yorulunca önce bel çukuru dışarı doğru hareketle düzleşiyor, omurga kamburlaşıyor. Omurgaya ve disklere binen yük nedeniyle bel ve sırt ağrıları başlıyor.

Doğru bir oturuş için omuzlarınızı kulaklarınızdan uzaklaştırın, kürek kemiklerini birbirine yaklaştırın ve dirseklerinizden destek alın. Karın kaslarını içeri doğru çekmek de daha doğru bir pozisyonda oturmanıza yardımcı olacaktır. Bütün bunları doğru ve eksiksiz uygulayarak yaşadığınız sıkıntıların azaldığını ve rahatladığınızı hissedeceksiniz. Lütfen sağlığınıza dikkat edin ve kendinize iyi bakın. Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

 

Sosyal medyada resim paylaşmak

Bir çılgınlık aldı başını gidiyor. Ne yedik ne içtik neredeyiz derken şimdi de her durumumuzu fotoğraflayıp, sosyal medya da yayınlama çılgınlığı başladı. En mükemmel kadın olmak yolunda ilerlemek en iyi resmi paylaşmaktan geçiyor sanki, üstelik öyle sade resimler değil bunlar hani şu aşırı erotik, seksi pozlar var ya onları paylaşmak prim yaptırıyor. İnternette porno arayacağınıza açın bu sitelerden birini çeşit çeşit fotoğraf önünüze seriliyor.

Taş gibi göründüğünüz bir fotoğrafı düşman çatlatırcasına paylaşmışsanız benden güzeli yok demek istiyorsunuz. Mükemmel kadın galiba biraz sürtük olmak zorunda kalıyor. Ne yapalım erkeklerin beğenisi kazanıp, göze girmek kolay değil. Özellikle hafta sonu dışarı çıkıp gezenler Instagram’da yoğun olarak içerik paylaşıyor. Facebook’ta 13.00-14.00, Twitter’da 13.00-15.00 ve LinkedIn’de ise 17.00-18.00 saatleri içerik paylaşmak için uygun.  Türkiye,  Avrupa’nın internette en çok zaman geçiren ülkesi oldu.  Sosyal medya kullananların, yüzde altmışının amacı, diğer insanların ne yaptığını görmek. Özellikle işe giderken sabah saatleri ve akşam iş çıkışı saatleri Facebook’un en yoğun kullanıldığı zamanken, en çok vakit geçirilen gün ise çarşamba.   Güzel bir fotoğraf paylaşacaksınız ve herkesin görmesini istiyorsanız çarşambayı beklemenizde fayda var. Benim yalnız ve güzel arkadaşlarımın internetten sevimli dostlarının yani evcil hayvanlarının resimlerini paylaşa dursunlar. İstanbul travestilerinden Banu, boy boy fotoshoplu resmini atmış bile İnstagrama, şimdi Banu’ya da haksızlık etmeyelim o da çok güzel bir trans ama ben daha güzel olanlarını tanıyorum. Bu biraz da cesaret meselesi galiba,  açık resimlerini koymak yani kim ne düşünür diye biraz tereddüt ediyoruz. Yok böyle geride durmayın paylaşın gitsin. Aman kim ne derse desin kardeşim, güzele bakmak sevap der geçersiniz. Madem trend bu yönde biz de zamana uymak zorundayız. İsteyen hafif kadın desin, beğenmeyen bakmasın.

Facebook genellikle insanların günlük yaşamları, insan ilişkileri, yaptıkları yorumlar, arkadaşlarıyla ilişkileri ve paylaşımları ile dikkat çekiyor. Bu alanda aşırıya kaçan resimleri paylaşmak doğru değil, ama instagram ünlülerin bile her hallerinin fotoğraflarıyla atıldığı tam bir gösteri alanı. Siz de bu alandan resimlerinizi paylaşabilir ve çok sayıda takipçi bulabilirsiniz. Benden hatırlatması. Sevgiyle kalın.

Sen kimsin?

İnsanın bu hayattaki tek gayesi kendisi olmak olmalıdır. Kendini bulamamış başkasının güdümünde yaşayan insanlar mutsuzluğa şerbetli olacak ve asla tam anlamıyla mutluluğu yakalayamayacaklardır.

Bu köşede yazdığım yazının neredeyse pek çoğunda size mutluluğun sırlarını vermeye çalıştım. Ama şimdiye kadar bunun ilk kuralının kendisini keşfetmek olduğundan bahsetmedim. O yüzden ne yaparsanız yapın mutlu olmanın ilk şartını yerine getirmemişseniz mutluluğun kapısını aralamak hayalden öteye gidemez. . Kendi benliğimizi bulduğumuz andan itibaren bizim için belirlenen kimlik ve rollerden sıkılır, mutsuz oluruz. Demek ki mutluluğun ilk şartı gerçekten kendimiz olabilmektir. Öteki türlü programlanmış bir hayatı yaşamaktan ileriye gidemeyen başkaları tarafından oluşturulan zoraki kimlik olmaktan öteye geçemeyiz. Artık kendini ertelemeyi bırak ve hayata bir sıfır yenik başladığını unutup neysen o ol.

Ne demiş  usta; “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.” Sen bu ikisini de başaramıyorsan mutluluğun seni bulmamasında şansın ne suçu var.

İnsanın hayatta tanıması gereken en önemli kişidir kendisi. Kendini bilen kendini bileni çağırır hayatına. Kendini bilen insandır duruşu olan insan. Benlik algısı dediğimiz şey insanın kendisini nasıl tanımladığı ve tanıdığıdır. Yani kendini nasıl gördüğüdür. Bu güne kadar kim olduğuna ailen, eşin, dostun, çevren karar vermişse sen olmayı beceremedin demektir. Bırak kötü yanlarını herkes görsün ki,m demiş herkes mükemmel olmak zorundadır diye inanma bu boş laflara bu dünyada mükemmel diye bir şey yoktur.  Sen kimsin sorusuna bugüne kadar en güzel cevabı aldığım kişi, Ankara travestilerinden Bade olmuştur. Onun verdiği cevap aslında herkesin vermesi gereken en temel cevaptır. Bana ” ben bir insanın, hataları, kusurları, inişleri, çıkışları olan ve bu dünyada sadece bir sınava tabi tutulan” diye cevap vermişti. İyi olmak her insana özel bir durum olsaydı kötüleri nasıl ayırt edebilirdik ki?Yüce yaradan herkesin mükemmel olmasını ist4eseydi kuşkusuz öyle yaratırdı.

Şimdi gerçekten kim olduğuna karar ver, sana biçilen rolü yaşamak yerine senin içinden gelen kişiliği yaşa sonra ben dünyaya doymadım diyerek gittiğin gün kendine hesap veremezsin. Her zaman kendiniz kalmanız dileğiyle, hoşcakalın.