Herkes aynı mı üşür bu hayatta?

İnsanlar evlerde yaşamak zorunda mıdır? Sokaklar sadece hayvanlara mahsus mudur? Bilim adamlarının yıllardır çözemediği, üzerinde bir türlü anlaşamadığı binlerce konu vardır. Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan gibi, Bilim adamlarının aralarında anlaşamadığı çözümü bulunamayan konular uzayıp giderken, günlük hayatta da ikilemde kaldığımız pek çok konu kafa karıştırmaya devam ediyor, gelecekte de devam edecek.

Çok yaşayan mı bilir, çok gezen mi sorusuna kimileri çok gezen cevabını verirken ben olaya yeni bir boyut katıp, çok okuyan daha çok bilir diyorum. Okumak önemlidir peki okuma-yazma öğrenme şansı bile yakalayamayan köprü altı çocukları onlar nasıl öğrenecekler hayatı.

Arip ama gerçek; Yağmur altında yürüyen iki arkadaştan koşanla normal tempoda yürüyen arasında ıslaklık olarak fark olması gerekirken yapılan deneyler ikisinin de aynı derecede ıslandığını ortaya koymuştur.

Eski bir hikayede geçtiği gibi ben rahmeti çiğnememek için kaçıyorum demenin de bir anlamı kalmıyor. Yağmur yağarken sıcacık evimizde pencere kenarında oturup, seyrediyorsak bu güzelliğe doyum olmaz yok sokakta sırılsıklam olmuşsak kaçmaktan başka çare de bulamayız. Yağmur yağar, arap kızı camdan bakar, diyen tekerleme bile ağlamaz mı sokak çocuklarına bu buz gibi havada, ne kaçacak bir yer vardır ne de sığınacak bir delik sokakta yaşayan binlerce garibana.

Kuru havadan geçerken buluştuğu nem sonrası su damlacıkları olarak yere düşerkenyağmur, daha soğuk bir hava ile karşılaşırsa kara dönüşür ya da dolu olur üstümüze taş gibi yağar. Kışın geldiği şu günlerde beyaz gelinliğine sarılan dağlar gelinlik kız gibi gülümserken bize, ne yağmurun güzelliğinden ne karın bıraktığı ayak izimden vazgeçemeyeceğimi düşünürüm.

İkisinin de ayrı bir güzelliği, ayrı bir havası var, Fakat sokakta yaşamak zorunda kalan evsizler aklıma gelince istemem ne yağmur ne kar hep sıcak iklimlerde yaşayalım her zaman yaz mevsimi olsun isterim. Her mevsimim kendince güzelliği arasında üşümek de sevmek kadar zor gelir üstünde paltosu olmayanlara, bir ev anahtarı bile olmayan üstüne örtecek bir çaput bulamayan köprü altı çocuklarının hikayesini bilir misiniz? Çoğunun ailesi yoktur bu çocukların, yakınları sahip çıkmaz, yaz kış buldukları işlerde çalışıp, ancak karınlarını doyurabilen bu yavrucakların acıklı hikayesini filmlerde muhakkak görmüşsünüzdür. Ağlamaktan şişen gözlerle izlemekle yetindiğimiz bu çocuklar bizim çocuklarımızdır.

Bazen istemediği halde hamile kalan kadınlar doktorun yolunu tutarken, bazen çok istediği halde çocuk sahibi olammyan kadınlar gelir aklıma, adaletin bu mu dünya diye haykırmak geçer aklımdan, herkese eşit dağıtsa ne güzel olur du yaradan.

Trans bireylerde evlilik yapıp çocuk sahibi olmak için çok uğraşıyorlar fakat yasalar buna izin vermiyor maalesef, bir grup travesti İstanbukl’un kanayan yarsına parmak basmak ve bir çocuğun sorumluluğunu almak için düştük yollara çıktık köprü altlarına ve sonunda biz de kendimize yasal olmasa da bakacak, yetiştireck çocuklar bulduk. Şimdi onların annesi olmak adına sevgi ve ilgimizi eksik etmiyoruz. Sadece maddiyat değil manevi duygularla bakıyoruz kimsesiz çocuklara hem onlar hem biz mutluyuz bu soğuk kış gününde kapımızı sonuna kadar açıyoruz aç, susuz, kimsesiz gariban çocuklara, bilim adamları hala çare araya dursun biz kendi çaremizi bulmuştuk sonunda. Hoşcakalın.